TÜRKİYE GÜNLÜK KORONAVİRÜS TABLOSU Toplam İstatistikler
  • BUGÜNKÜ TEST SAYISI 341.854
  • BUGÜNKÜ HASTA SAYISI 27.692
  • BUGÜNKÜ VEFAT SAYISI 237
  • BUGÜNKÜ İYİLEŞEN SAYISI 23.197
Genel Köşe Yazıları

KAPİTALİZM ALATURKA(2)

Dr. Ali Yıldıray Varol Yazdı…

KAPİTALİZM ALATURKA(2)

Serbest Piyasa Ekonomisi diye başladı her şey demiştik;

1983 yılındaki seçimleri kazanan Turgut Özal partinin sloganını ve simgesel hareketini, tüm mitinglerinde fiziksel yapısı buna zorla izin verdiği halde, iki elini başının üzerinde birleştirerek gösteriyordu topluma.

Tüm siyasi eğilimleri böyle ellerimiz gibi partimizde birleştirdik diyordu. Başının üstünde birbirine sıkıca kenetlenen eller gerçekten eğilimlerin birleşimini mi sembolize ediyordu?

Yoksa Türk halkının bunda böyle kapitalist çok uluslu sermaye tarafından bir daha bırakılmamak üzere kavrandığını mı?

Bizim yönetimimizde “Orta direk” diye tabir ettiği, toplumun ne zengin ne fakir katmanları ihya olacak. Biz Orta direğin partisiyiz diyordu. Ama gerçekten bu böyle mi oldu? Yoksa bu dönemde Orta Direk bir daha belini doğrultamayacağı bir darbe alıp toplum zengin ve yoksul olmak üzere iki katmana mı dönüştürüldü?

Gerçekten hayatımız renklendi demiştik renkli TV’ler, Özel yayın kuruluşları, şimdiye kadar insanların üstünde, evinde bulundurulması bile yasak olan şeylerin serbest ithalatı. Telsizler, Lüks ve marka ürünler ülke pazarlarında yer bulmaya başladı. İnsanlar yurtdışı seyahatlere gitmeye özendirilmeye başlandı.

Otoban denen 6-8 şeritli sadece yurtdışında görülen yollar ülkenin bazı bölgelerinde tüm Türkiye’ye yapılacak vaadi ile inşaa edilmeye başlandı.

Her şey güzel hoştu. Ama ne olduysa bu otoyolların paralı olduğu gerçeği ile yüzleşti insanımız. Onları da satarız denilen köprü geçişlerinin artık ücrete tabii olduğu gerçeği ile yüzleşti. Devlet denen, güvendiği, Baba dediği kurumun artık karşılıksız kendisine bir şey vermeyeceği gerçeği ile yüzleşti.

Hatta ve hatta o çok hoşuna giden özel TV’leri artık dekoder denen şifre çözücüsünün parasını ödemezse seyredemeyeceği ile yüzleşti. Aylık giderleri içinde bu abonelikler için, bütçesinde düzenleme yapması gerektiği ile yüzleşti.

Tutku ile taraftarı olduğu futbol takımının maçlarının artık sadece bu abonelik ile seyredebileceği kanallarda olacağını öğrenmesi de çok geç olmadı.

Oysa çatısının üstüne kendisi kurarak, ev içindeki ahalinin oldu olmadı diye bağırtılarına kulak verip, yönünü düzelttiği kılçık anten ile tüm kanallarını aynı tek istasyona ayarladığı televizyonundan, herkes ile birlikte o akşam ne yayınlanıyorsa, kapanışına kadar izlemesi daha mı güzeldi acaba? Kapanma jeneriği olarak, Anıtkabir’de askerlerin bayrak merasimi ile birlikte İstiklal marşı okunmasını bile, sonuna kadar hem de…

Tuttuğu takımın maçlarını, dizileri, yerli ve yabancı filmleri, gazino havasında eğlence programlarını nasılsa herkesin aynı şeyleri seyrettiğinden emin ertesi günü muhabbetini yapmak daha mı güzeldi acaba? Bu duyguyu sonra özleyecek miydi? Alması gereken dekoderli kanallar artıp, artık TV seyretmek için bile varlıklı insan olmak gerektiğinde.

Şimdi bu günleri iyi hatırlayanlar, herkesin bildiğini sandığımız bu konu üstünde bir şeyler yazma gereksinimi neden duyuldu diye düşünebilir.

Ama unutmayalım ki 80 li yıllarda doğan çocuklar bugün 40 lı yaşlarında. Bundan önceki ülkenin durumu onlara bilinçli bir şekilde karalama kampanyası ile aktarıldı. Gerçekten neler yaşandığını, toplumsal, sosyal, siyasi ve ekonomik yaşantının o günleri bilinçli yaşamış birilerinin gözünden daha değişik açılardan duymalarına ciddi gereksinim olduğunu düşünüyorum.

Bu yaşın altındaki hiç kimse bizim kuşakların yaşadığını yaşamadı. Bizim kuşak nasıl İkinci Dünya Savaşı’nın 40 lı yıllarını yaşamadı ise. 40 lı yılları yaşayanların da birçoğunun 1920’li yılları yaşamadığı gibi.

Bire bir yaşanmamış yıllar anlatıldığında bile insana çok uzak bir hikâye gibi gelirken, nedense ülkemizde yakın tarih öğretim kurumlarında yok farz edilmeye devam ediliyor. Hele hele tarihsel sürecin neden ve sonuç ilişkisi tarafsız gözle hiç bir şekilde alt kuşaklara anlatılmıyor. Ve biz o genç kuşakların bizimle yaşamış gibi bugün ve yarını değerlendirebilecekleri yanılgısına kapılıyoruz. Nedense ? Oysa toplum belleği korkarım bilinçli olarak bu şekilde siliniyor. Arka arkaya toplumların aynı hataları yapmalarının önü açılıyor.

O yüzden ben kendimce yaşanmışlıklardan yola çıkarak ve kendimce yorumlayabildiğim kadarıyla bu yakın tarihi şöyle bir irdelemek istedim. Takip etmek isteyenlere…

Devam edecek.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yazarlarımızın yazdığı yazılar ile haberlerin altına yapılan yorumların hukuki sorumluğu yazıyı yazana ve yorum yapana aittir. Yazıların içeriklerden dolayı  haber sayfamız www.urlacantvradyo.com.tr ve İmtiyaz sahibi, Haber Müdürü hukuki sorumlu tutulamaz. Kamuoyuna duyurulur...

Hukuk Danışmanımız Av. Seyit Ahmet Akyüz  

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL