<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hülya sezgin | Urla Can Tv Radyo</title>
	<atom:link href="https://urlacantvradyo.com.tr/author/hulya-sezgin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://urlacantvradyo.com.tr</link>
	<description>DOĞRU VE DÜRÜST HABERCİLİK</description>
	<lastBuildDate>Sat, 21 Sep 2024 14:56:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">173007055</site>	<item>
		<title>&#8220;Karaburun&#8217;da Sanat var!&#8221; nasıl geçti?</title>
		<link>https://urlacantvradyo.com.tr/karaburunda-sanat-var-nasil-gecti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hülya sezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Sep 2024 14:56:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA["Karaburun'da Sanat var!" nasıl geçti?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://urlacantvradyo.com.tr/?p=42330</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hülya Sezgin yazdı...</p>
The post <a href="https://urlacantvradyo.com.tr/karaburunda-sanat-var-nasil-gecti/">“Karaburun’da Sanat var!” nasıl geçti?</a> first appeared on <a href="https://urlacantvradyo.com.tr">Urla Can Tv Radyo</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><strong>&#8220;Karaburun&#8217;da Sanat var!&#8221; nasıl geçti?</strong></h2>
<p>Mordoğan&#8217;dan Karaburun&#8217;a doğru yol alırken zeytinliklerin arasından denize doğru sapıyoruz. Kısa bir yolculuktan sonra yine zeytin ağaçlarının altında aşağıda masmavi deniz, yukarıda açık mavi gökyüzü ve pırıl pırıl bir güneş, Alenes kamping&#8217;e ulaşıyoruz. Geniş dağınık bir alan&#8230; Her zeytin ağacının altında bir çadır. Çocuklar,  gençler ve genç hissedenler gülümseyen yüzlerle dolaşıyorlar&#8230; Kimi denize giriyor,  kimi yazarlarla söyleşiyi dinlemekte. Haaa unutuyordum&#8230; Pek çok sanatçı dostun yanı sıra sanatsever konuklar da var burada&#8230;  Şairler,  yazarlar, edebiyatçılar, sinemacılar, karikatüristler ve daha niceleri. Yurdun dört bir yanından gelen de var kampa, İngiltere&#8217;den de&#8230; Öykümüz bir ay kadar öncesinden başladı&#8230; Edebiyatçı sevgili Aylin Yılmazer &#8220;Karaburun&#8217;da Sanat var&#8221; adı altında bir sanat kampı düzenlemeye karar veriyor. Alenes kamping olarak da kendisine destek  verileceği söylenince tüm sanatçı dostlarını davet ediyor. İzmir büyük şehir belediyesi yanında bir kaç sponsor daha ondan desteğini esirgemiyor&#8230;İstiyor ki yazarlar söyleşsin, okuru ile buluşsun&#8230; şairler şiirleri ile gelenlerin gönül teline vursun&#8230;.Sinemacılar da söyleşsin, sinemayı-filmi anlatsın. Film de izlensin&#8230;Müziksiz olmazsa olmaz&#8230; Bol bol çalınsın, söylensin&#8230; Çocuklar da olsun&#8230; yetişkinler de&#8230;Sıcaklayanlar da serin sulara koşsun&#8230;Bu konuda Aylin hanım diyor ki:“Karaburun Sanat Kampı, sanatın farklı alanlarında üreten sanatçıların bir araya gelerek üretimlerini paylaşacakları, sanatın temel gayesi olan insanı ve doğayı anlama ve anlamlandırma çabasına sanatseverleri dahil edecekleri, paylaşmanın güzelliği ile doğanın ve doğalın büyüsüne eşlik edecekleri bir oluşumdur. Karaburun Sanat Kampı, Ege uygarlıklarının okul anlayışı mirasını taşıyan, zeytin ağaçlarının gölgesinde buluşan sanatçıların ve sanatseverlerin iletişim ve etkileşimde olacakları kolektif bir projedir. Bizimle birlikte olacak sanatçı dostlarımız ve sanatseverlerle üç gün boyunca söyleşi, atölye, konser, film gösterimleri gerçekleştireceğimiz sanat kampımızda çocuklar için de atölyeler yer alacak ve ağırlıkla “Kadın” teması işlenecektir.&#8221; Ve heyecanlı gün geliyor&#8230; kamp başlıyor&#8230; İki gün boyunca bu çerçevede etkinlik keyifle sürüyor&#8230; Benim çocuklarla resim atölyesi etkinliğim ise üçüncü gün. Resimlerimi ve boyalarımı sırtlandığım gibi, incelik göstererek beni almak için gönderilen araçla varıyorum Alenes kampa&#8230; Yetişkinlerin yanı sıra çocuk atölyeleri de var&#8230;çocuklara masal anlatımı,  yoga , kaligerafi, dna&#8230; vs&#8230;Tek ressam benim. Zeytin ağacının dallarında mini bir de resim sergi açtım. Zeytin ağacı ve Karaburun görüntülerinin yanında, tablolarımda manzaralar, çiçekler, kediler, horozlar her bir dalda yerini buldu. Sanat her yerde&#8230; Bunun için ille de galeri gerekmiyor. Maksat o çocuklara sanatı sevdirmek, gerçek yağlıboya resimleri göstermek ve o havayı solutmak ise bence konfor aranmamalı&#8230;Ayrıca böylece çocukların çoğu belki de ilk kez bir ressamı canlı çalışırken izledi ve gerçek yağlıboya resim sergisi gördüler&#8230; Artık aileden gördüğümüz kızımın arkadaşı Damla&#8217;nın bebeklikten beri elimizde büyüyen ve beni babaannesi kabul eden kızı canım Mavi&#8217;m de anneannesi sevgili Selvi ile geldiler. Diğer çocuklarla birlikte Mavi&#8217;m de çok güzel resimler yaptı&#8230;</p>
<p>Kaynak: &#8220;Karaburun&#8217;da Sanat var!&#8221; nasıl geçti?.. &#8211; Hülya SEZGİN</p>The post <a href="https://urlacantvradyo.com.tr/karaburunda-sanat-var-nasil-gecti/">“Karaburun’da Sanat var!” nasıl geçti?</a> first appeared on <a href="https://urlacantvradyo.com.tr">Urla Can Tv Radyo</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">42330</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tatlı bir köy anısı&#8230;</title>
		<link>https://urlacantvradyo.com.tr/tatli-bir-koy-anisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hülya sezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Jun 2023 16:19:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://urlacantvradyo.com.tr/?p=38727</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hülya Sezgin yazdı...</p>
The post <a href="https://urlacantvradyo.com.tr/tatli-bir-koy-anisi/">Tatlı bir köy anısı…</a> first appeared on <a href="https://urlacantvradyo.com.tr">Urla Can Tv Radyo</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 class="content-title">Tatlı bir köy anısı&#8230;</h1>
<p>Son günlerde çok gerildik.</p>
<p>Siyaset çok yordu hepimizi..</p>
<p>Biraz nefes aldıracak, şeker tadında bir yazı yazayım bari dedim ben de&#8230;</p>
<p>Efendim kardeş candır&#8230;</p>
<p>Abla hem candır, hem cânandır, hemi de anadır&#8230;</p>
<p>Sizi bilmem ama bizimki öyle&#8230;</p>
<p>Benim canım ablam Süheyla da kendini annemiz sanıyor&#8230;</p>
<p>Eniştem Hüseyin Manisa Salihlili. Rahmetli annesinin Adala köyünde bir evi var, bahçesi çeşitli yemiş ağaçlı&#8230;</p>
<p>Hoş şimdi mahalle diyorlar ama ben Atatürk&#8217;ümün &#8220;Köylü milletin efendisidir&#8221; sözünden yola çıkarak Adala köyü demeyi tercih ediyorum. Çünkü ben köyleri çok seviyorum.Köylere gideyim, dağ taş gezeyim. Doğa ile başbaşa kalayım&#8230;</p>
<p>Dinleyeyim, anlayayım, öğreneyim, keşfedeyim&#8230;</p>
<p>Bayılıyorum. Köy ve köylüler olmasa biz aç kalırız. Toprağımızın ve onu işleyenlerin kıymetini bilmeliyiz&#8230;</p>
<p>Neyse&#8230;</p>
<p>İşte geçtiğimiz bayram ablam ısrar edince Hikmet&#8217;le köye gittik. Çocukların başka planı vardı. Bizimle gelmediler&#8230;</p>
<p>Ablam misafiri sever, elinden geldiğince ağırlar. Yeğenim Betül ne yapacağını şaşırır. Kendi bir kahve tiryakisi olduğundan ikide bir bize kahve yapar&#8230;</p>
<p>Eniştem sağ olsun gezmeyi de, gezdirmeyi de hem sever, hem de iyi bilir&#8230;</p>
<p>Bu kez tren yolculuğu yapalım dedik&#8230;</p>
<p>Hem eğlenceli, hem ekonomik&#8230;</p>
<p>Bindik Basmane gardan trene&#8230;</p>
<p>Tıngır mıngır&#8230;</p>
<p>Yok bu trenler eski trenler gibi değil, otobüste gibi yolculuk yaptık. Rahattı&#8230;</p>
<p>Yalnız biraz uzun sürdü yolculuk. İki buçuk saat sonra Salihli&#8217;de indik. Ablamla eniştem bizi bekliyordu.Arabaya bindik ver elini Adala diyeceksiniz&#8230;</p>
<p>Yok&#8230;</p>
<p>Diyemedik&#8230;</p>
<p>Eniştem gezdirmeden asla götürmez ki!..</p>
<p>Kaldığımız dört gün boyunca her gün bir yeri gezdirdi bize&#8230;</p>
<p>En iyisi ben toptan anlatayım size&#8230;</p>
<p>Önce Sart harabelerine gittik&#8230; Oradan yukarı bir köye çıktık. Manzaraya karşı mis gibi kokulu demli çay içtik. Sonra Demirköprü barajına geçtik&#8230; Baraj gölünü, çevresini gezdik. Egeliler bilir tilkican denilen bir tür yabani kuşkonmaz topladık. Sonra evde yumurtalı kavurduk&#8230; Pek lezzetli&#8230; Çok şifalı&#8230; Zaten öyle çayır çimenlik yere gidince ben bayılırım ot toplamaya. Gözüm yerden kalkmaz.Gittiğim yerlerde özellikle yaşlı köylülerle de sohbeti pek sevdiğimden bu konuda da kendimce epey bilgiliyimdir. Bir gün ebegümeci toplayıp yaptığım sarmadan çocuk edebiyatımızın değerli yazarı sevgili can arkadaşım Mavisel Yener&#8217;e de ikram etmiştim. Yemiş, beğenmiş ama beni uyarmayı da ihmal etmeyerek demişti ki:&#8221;Hülya&#8217;cığım doğal diye her otu toplayıp toplayıp yiyorsun. Güzel ama korkuyorum bir gün zehirleneceksin diye. Unutma ki zehirli mantar da doğal!&#8221;Neyse&#8230; Tilkican bilinen bir tür. Toplarken bir de kapkara, oldukça iri bir yılan görmeyelim mi? Ağaç dibindeki oyuğa kafasını sokmuş, ilerlemeye çalışıyor gibi&#8230; Ama ilerlemiyor. İki metre geriden sessizce izledik. Hikmet dedi ki &#8220;Orada fare yuvası vardır onu yakalamaya çalışıyordur.&#8221; Bir süre sonra sanırım bizi hissetti. Bayır aşağı kaydı gitti. Anladık ki yılanlar uyanmış&#8230; Bastığımız yere dikkat ederek gezdik&#8230;Sazlı göle gittik&#8230; Muhteşem bir manzara&#8230; Su ayna gibi gökyüzünü,  ağaçları, sazları yansıtıyordu. Benim için bir hazine&#8230; Bol bol fotoğrafını çektim.Şırıl şırıl akan buz gibi suda elimizi yüzümüzü yıkadık&#8230;Eniştem bizi gezdirirken bir yandan da çocukluğunu yaşıyor.  Gezdiği, oynadığı yerleri  bir bir anlatıyor:&#8221;Taa orada tavşan tepesi&#8230;&#8221; Burası çocukluğumun geçtiği Kırdamları köyü&#8230; Şurası Dibekdağ,,, O karşısı Üşümüş dağ&#8230; Teee şurası da Bozdağ&#8230; Bak tepesi karlı!..&#8221; diye heyecanla gösteriyor&#8230;&#8221;Taaa karşısı Kula&#8217;ya giderken yuvarlak olan&#8230; Yanardağ Divit dağı&#8230;Kargacık, Hıyarlık&#8230;&#8221;Yemyeşil kırmızı-sarı çiçekli gelincik tarlaları&#8230; Üzüm bağları&#8230; Kayısı, şeftali bahçelerini bir bir geçiyoruz, o anlatmayı sürdürüyor&#8230;&#8221;Tarlaya gittiğimiz zaman oynarken uzaklaşmayalım diye kadınlar &#8220;Len nenenin yanından ayrılma, yoksa donumun içine katarım seni!&#8221; derlerdi. Bizim de ödümüz kopardı. Korkardık&#8230; Uzaklaşamazdık&#8230;&#8221;Biliyorsunuz resimlerimde bu yaşamları konu ediyorum. Bu güzellikleri resmediyorum. Onun için böyle geziler benim için çok değerli. Bankada çalışırken zaman zaman İstanbul&#8217;a kurslara giderdim. O zaman da kızım Senem&#8217;i ablam Süheyla&#8217;ya bırakırdım. Çocuk ne yapsın ablama &#8220;teyze&#8221; diyor enişteme de &#8220;Eniştebaba&#8221; diyordu.O zamandan beridir ben de ona &#8220;eniştebaba&#8221; diyorum&#8230;Biz güzel yerler gezdik, gördük&#8230; O çocukluğunu yaşadı&#8230;Velhasıl bayram gibi bayram oldu&#8230;Çok yaşa ablam, çok yaşa Eniştebaba&#8230;Sen de çok yaşa Betül&#8230;Bu arada karşı evin arkasında bir direk üstündeki yuvasına leylekler geldi. Havada dans ede ede uçtular&#8230; Keyifle seyrettim&#8230;Anlayacağınız bu yıl yine resim festivalleri ve çalıştaylar daveti ile bol bol gezeceğim demek ki!..Hiko hiç kızmasın&#8230; Ben değil, leylekler suçlu&#8230;</p>
<p><strong>Hülya SEZGİN yazdı</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-38728" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2023/06/screenshot-20230522-205234-gallery.jpg" alt="" width="1080" height="812" /> <img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-38729" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2023/06/screenshot-20230522-202813-gallery.jpg" alt="" width="1080" height="1436" /></p>The post <a href="https://urlacantvradyo.com.tr/tatli-bir-koy-anisi/">Tatlı bir köy anısı…</a> first appeared on <a href="https://urlacantvradyo.com.tr">Urla Can Tv Radyo</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">38727</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8216;Eski dostlar&#8217; unutulmasın&#8230;</title>
		<link>https://urlacantvradyo.com.tr/eski-dostlar-unutulmasin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hülya sezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Mar 2023 06:42:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://urlacantvradyo.com.tr/?p=37233</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazan Hülya Sezgin</p>
The post <a href="https://urlacantvradyo.com.tr/eski-dostlar-unutulmasin/">‘Eski dostlar’ unutulmasın…</a> first appeared on <a href="https://urlacantvradyo.com.tr">Urla Can Tv Radyo</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8216;Eski dostlar&#8217; unutulmasın&#8230;</p>
<p>Kapıdan giren bir sağa, bir sola bakınıyor. Heyecanlı mı heyecanlı&#8230; Gözlerini kısarak oradakileri seçmeye çalışıyor&#8230; Tanıdığını görünce sevinçle sarılıyor&#8230;Bilmece gibi yapmayayım, en iyisi baştan anlatayım&#8230; Malumunuz bendeniz şimdi ressam olmakla birlikte naçizane yazarlık da yapsam, aslında emekli bir bankacıyım&#8230;Okul biter bitmez memleketin en büyük bankalarından birinde, İzmir&#8217;in  İkiçeşmelik-Mezarlıkbaşı semtindeki şubede çalışmaya başlamıştım. Yaşım genç, bekardım. O zamanlar bilgisayarlar iş yaşantımıza girmemiş, yazıyı daktiloda, hesabı da Facit denilen takur tukur gürültülü, elle çalışan bir hesap makinesi ile yapardık. Toplamamız gereken rakamları kontrol edebilmemiz için de elektrikle çalışan şeritli bir hesap makinesini kullanırdık. Ancak şubede bir ikiden fazla bulunmadığı için sürekli muhasebe ve senetler servisinde dururdu bu şeritliler. Pek kıymetliydi. Rakamları bastıktan sonra yazarken &#8220;cart cart&#8221; diye çıkardığı ses kullanana ayrı bir hava verirdi&#8230;Bu Yenigün Şubesi&#8217;nde 46 çalışandık. Birkaç arkadaşımızın dışında hepimiz bekardık. 46 kişinin 26&#8217;sı kadındı. Öğle yemeği tatilinde manken gibi 26 genç kız şubeden çıkarken esnaf işi gücü bırakır bize bakardı. E ne yapsın insanlar&#8230; Her birimiz ayrı güzel, genç, bakımlı ve süslü idik&#8230; O yoğun iş temposunda hepimiz sevgi, dostluk, kardeşlik duyguları içindeydik. Çok eğlenirdik. Hafta sonları otobüs tutar pikniğe ve denize giderdik&#8230;Bizim şube o dönem bir efsaneydi&#8230; Zaman içinde birer birer evlendik. Bu kez uzun süre aile toplantıları yaptık. Çocuklarımız oldu&#8230; Gittik&#8230; Geldik&#8230; Sonra başka şubelere tayin olduk&#8230; Evlerimizi o semtlere taşıdık. Zaman içinde koptuk. Ancak emeklilikle birlikte kadınlar olarak yeniden bir araya geldik. Ayda bir birimizin evinde toplanarak gün yapmaya başladık. Dile kolay nerede ise 25 yılın üstünde de bu devam ediyor&#8230;Bu arada kimi zaman bir erkek arkadaşımızla rastlaştığımızda bize sitem ediyorlar.  &#8220;Bir gün gününüze bizi de çağırın!&#8221; diyorlar.  Diyorlar da&#8230; Biz de istiyoruz ama bir türlü olmuyor&#8230; Neyse&#8230; Emekliler Derneğimizin Üçyol&#8217;da lokali var. Hani bu yıl başından beridir orada emekli arkadaşlarıma resim kursu veriyorum ya&#8230; Güzel, geniş, ferah bir yer&#8230; Arada orada toplantılar da yapılıyor. Dernek yönetimi ve başkan yardımcısı sevgili Aysel Çelikok büyük çabalarla birlik ve beraberliğimiz için çaba ve emek harcıyor&#8230;&#8221;Bu kez toplantımızı dernekte yapalım&#8221; diye karar alınınca hemen aklıma geldi.&#8221;Erkek arkadaşlarımızı da çağıralım&#8221; dedim. Diğer arkadaşlar da olumlu bakınca hemen işe koyuldum Firak&#8217;ı ve muhasebecimiz Ramazan abimi, Ali beyi aradım. Firak da Cemal ile Şemsettin&#8217;i aradı. Önay abim Metin beyi ve başka bir-iki arkadaşı daha aradı. Herkes gelmek çok istedi ama kiminin sağlık sorunu, kiminin başka engeli çıktı&#8230;Gelemeyenler için &#8220;bir daha burada toplanırız&#8221; dedik.16 kişi toplandık. Kimimiz zayıflamış, kimimiz şişman&#8230; Kimimizin saçı ağarmış&#8230; Ama gözler, gülüşler aynı. Kapıdan ilk girişte birden anımsayamazsak da sonra sevinçle sarıldık&#8230; Firak Karşıyaka Spor Kulübü&#8217;nde futbol oynamış. Sonra bankacı olmuş&#8230; O zaman da esprili, hepimize şakalar yapan renkli kişilik.  Hâlâ öyle&#8230; Yırtık pırtık bir pantalon giymiş, saçlar stil traşlı, aynı şekil uzun sakal&#8230; Gümüş yüzükler,  kolyeler,  bileklikler&#8230; Hepsi tamam da ayakkabısının biri hardal renkli, diğeri siyah bot&#8230; O bilerek yapıyor ama vapurda gören genç kızlar birbirlerine gösteriyorlarmış yanlışlıkla giymiş sanıp&#8230;Karşıyakalı ya&#8230; Havalı&#8230; Genelde Karşıyakaspor kulübü renkleri olan kırmızı yeşil renkte çoğu şeyi. Saat kordonunun bile yarısı yeşil, yarısı kırmızı&#8230;Ayakkabılarının çoğunun bir teki yeşil bir teki kırmızı&#8230; Çorapları da&#8230; &#8220;Ben hep gençlerle takılıyorum&#8221; diyor&#8230; Neyse içeri girdikten sonra &#8220;Hoş geldin&#8221; diyen Jale&#8217;ye bir güzel sarılmış sonra dönmüş Kudret&#8217;e &#8220;Kim bu?&#8221; demiş. Öyle de komik&#8230; Aysel içimizde temiz yürek. Allah&#8217;ım ne uğraşırdı onunla, kızdırırdı. Aysel oruç tutardı. &#8220;Merhaba Aysel&#8221; diye tokalaşmak isterdi hınzırlığına&#8230; Aysel oruç sakatlanır diye uzatmazdı elini. Sonra biz &#8220;İyi niyetli olunca olmaz bir şey!&#8221; deyince uzatırdı. Tokalaştıktan sonra muzur Firak; &#8220;Hadi bakalım, ben iyi niyetli değildim. Ne olacak şimdi, gitti orucun!&#8221; derdi. Aysel bir üzülürdü&#8230; &#8220;Sakatlandı mı gerçekten?!&#8221; diye kahrolurdu&#8230; Ramazan abi muhasebecimizdi. İşlem yaptığımızda müşteri imzaladıktan sonra kimi zaman bilerek, kimi zaman bilmeden kalemler yok olurdu&#8230; Biz sonra fark ederdik. E kalemsiz olmaz. Çaktırmadan bir başkasından yürütürdük.  Çünkü Ramazan abi kalem istemeye gidince boşunu getirmeden yenisini vermezdi&#8230; E boşu yok ki, müşteri götürmüş&#8230; Cemal&#8217;i görmeyeli nereden baksan 30 yıl olmuştur. Fakat bir ara bir konu için ben onu aramıştım&#8230; Unutmuşum&#8230; O unutmamış&#8230; &#8220;Biz konuşmuştuk&#8221; diye detayları ile anlatıyor&#8230; Hafıza maşallah zehir&#8230; Bu arada biz evlendiğimizde Hikmet akşamları beni almaya şubeye gelirdi. Hepsi tanıyor ve seviyorlar. Hepsinin eniştesi. Behiye ona &#8220;evlat&#8221; derdi. O da onun elini öperdi. &#8220;İlle de o da gelsin&#8221; dediler. Birlikte gittik&#8230; Behiye&#8217;nin yine elini öptü&#8230;Anıları anlattık, anlattık güldük. Unuttuklarımızı yeniden anımsadık&#8230;Kimi arkadaşlarımız erken göçtü&#8230; Onları da unutmadık, rahmetle andık&#8230; imilerini &#8220;nerede, nasıl?&#8221; diye sorduk&#8230;40 yıl öncesine gittik&#8230; Çaylarımızı içtik&#8230; Sarmaları, börekleri bir güzel yedik&#8230; Bu üç-dört saat içinde kendimizi inanın o yaşta hissettik&#8230; Bir daha bir gezide buluşalım diye sözleştik&#8230;Bize ikramlara ve sunumda yardımcı olan sevgili Jale, Kudret ve Ekrem abime teşekkür ettik&#8230;Ayrılırken hepimizin gözü ışıldıyor&#8230; Daha dinç görünüyorduk&#8230; Eski dostlar unutulmasın&#8230;Haber de gelsin, selam da&#8230;Buluşulsun&#8230; Anılar, mutluluk paylaşılsın&#8230;İnanın çok iyi geliyor&#8230; Kaynak: &#8216;Eski dostlar&#8217; unutulmasın&#8230; &#8211; Hülya SEZGİN</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-37234" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2023/03/img-20230310-wa0009.jpg" alt="" width="1600" height="1200" /> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-37235" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2023/03/img-20230310-wa0005.jpg" alt="" width="1600" height="1200" /> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-37236" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2023/03/img-20230310-wa0007-001.jpg" alt="" width="1600" height="1200" /></p>The post <a href="https://urlacantvradyo.com.tr/eski-dostlar-unutulmasin/">‘Eski dostlar’ unutulmasın…</a> first appeared on <a href="https://urlacantvradyo.com.tr">Urla Can Tv Radyo</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">37233</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Utancım</title>
		<link>https://urlacantvradyo.com.tr/utancim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hülya sezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Feb 2023 16:01:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://urlacantvradyo.com.tr/?p=36964</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hülya Sezgin Yazdı...</p>
The post <a href="https://urlacantvradyo.com.tr/utancim/">Utancım</a> first appeared on <a href="https://urlacantvradyo.com.tr">Urla Can Tv Radyo</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Utancım&#8230;</strong></h2>
<p>Bir depremzededen tokat gibi bir söz canımı acıttı &#8220;Akşam zengindim, sabah fakir oldum!..&#8221; Kimileri öldü, kimileri kaldı.  Gidenlerin çoğunun üç metrelik kefeni bile olmadı&#8230;Kalanların elinde, avucunda ise bir şey kalmadı&#8230; Anasını, babasını, yavrusunu sağ bulan sevindi. Kaybettiği aklına gelmedi&#8230;Kimse cebine koyup götürmüyor işte!.. Kalanlar da ne kadar zaman sahip belli değil malına, mülküne!..</p>
<p>&#8220;Mal da yalan, mülk de yalan&#8230; Var biraz da sen oyalan!..&#8221; derdi rahmetli annem&#8230;</p>
<p>Sanat adına pek çok ülkeye gittim, çok yer gezdim, gördüm&#8230; Pek çok insan tanıdım&#8230; Kimi yerli,  kimi yabancı. Hiç biri diğerine benzemiyordu. Dili, dini, rengi&#8230; Örf, geleneği, kültürü&#8230; Kimini benimsedim, sevdim bu özelliklerin, bize yakın buldum&#8230; Kimini kabullenemedim. Onlar da benim kimi tavır ve davranışlarımı yadırgadılar&#8230;Fakat ortak olan bir şey vardı ki bunun ne dil, ne din, ne ırk, ne de kültür ile ilgisi yoktu&#8230; Önemli değildi&#8230; Yani bana göre hepimiz insandık ve ikiye ayrılıyorduk. İyi insan&#8230; Kötü insan&#8230; Kimi yabancılar var ki kardeşim bildim&#8230; Evim, gönlüm, kapım her zaman açık&#8230; Başım üstünde yerleri&#8230; Buna en güzel örnek ise Macar tatlı kardeşim Julianna Illes Major&#8230; Çok kere evinde konuk etti beni&#8230; Çok iyiliğini gördüm. Birlikte yedik, içtik&#8230; Gezdik, tozduk&#8230; Aynı şekilde dünya iyisi sevgili eşi Tamas Illes&#8230; Gecenin üçünde kalkıp beni yolcu etmek için gecenin ayazında uzun süre otobüs beklediği çok olmuştur ki otobüs gelmezse iki buçuk saatlik uzaklıktaki havaalanına götürsün diye. Juli&#8217;m ise benimle havaalanına kadar gelip yolcu ettikten sonra dönmüştür her zaman&#8230; Her zaman iyiliğimi düşünür o benim&#8230;Aynı şekilde ben de onun&#8230; Elbet candan öte saydıklarım da var yerlilerde ama, kimileri  de var ki yolda bile rast gelmeyi istemem&#8230; Çoğunlukla onları da önceleri sevmişimdir elbet. Ancak zaman içinde kiminin hırsından, kiminin kıskançlığından, kimininse nankörlüğünden bezmişimdir&#8230;Kiminden ise üç kuruşluk çıkar için dindar kimlik ardına gizlenip yaptığı suiistimaline destek verir görünmemek için kaçmışımdır&#8230;</p>
<p>Oysa işte mal da yalan,  mülk de yalan&#8230;Var biraz da sen oyalan&#8230;</p>
<p>Şimdi millet olarak kenetlendik. Acı hepimizin&#8230; Herkes elinden geldiğince,  çapı çerçevesinde bir şeyler yapmaya çalışıyor&#8230; Ancak zaman içinde kimileri yardım diye atmaya niyetlendiği şeyleri gönderiyormuş. Yırtık, ya da taşlı pullu ayakkabılar&#8230; Yırtık, sökük, eprimiş giysiler&#8230; Gece elbiseleri&#8230; bunları yollarken &#8220;O durumda olsaydım giyer miydim?&#8221;  diye sormazlar mı acep? Yıllar öncesinden bir utancımı paylaşayım mı? O sıralar bankada çalışıyorum. Gece geç saatlere kadar çalışıyoruz.  Eve gelince yemek,  bulaşık&#8230; O, bu derken bitkin uyuyorum. Bosna savaşında Bosnalı Türklere destek için böyle yardım kolileri gönderiliyordu. Sanırım kış mevsimi idi. Çocukların,  eşimin ve benim giysilerimizden bir koli hazırladım. Bir de güzel yün eteğim var, yanı sökülmüştü. Bir türlü elim erip dikemiyorum. Dedim ki burada duracağına orada diker giyerler.  Birini ısıtır&#8230; Onu da koydum..Savaş&#8230; Her yer bombalanmış&#8230; Yıkık, dökük&#8230; İğneyi nerden bulsun&#8230; İpliği nerden bulsun&#8230; Hiç düşünmemiştim&#8230; Hâlâ aklıma geldikçe utanırım&#8230; Şimdi de uyarılar yapılıyor haklı olarak&#8230;</p>
<p>Diyorlar ki:</p>
<p>&#8220;Deprem bölgesindeki insanlara , acıyarak sadaka dağıtır gibi yardım malzemesi vermeyin. bu insanlar, depremden bir gün öncesine kadar, işi gücü, geliri ve varlığı olan insanlardı.&#8221; Biz deprem ülkesiyiz&#8230;Yarın neyle karşılaşırız Allah bilir&#8230;Artık umarım pek çok konuda gereken dersler ve önlemler alınır&#8230;</p>
<p>Sonrasında ise duamız Allah korusun&#8230;</p>The post <a href="https://urlacantvradyo.com.tr/utancim/">Utancım</a> first appeared on <a href="https://urlacantvradyo.com.tr">Urla Can Tv Radyo</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">36964</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Boncuk&#8217;un vedası&#8230;</title>
		<link>https://urlacantvradyo.com.tr/boncukun-vedasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hülya sezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Oct 2022 15:07:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://urlacantvradyo.com.tr/?p=33961</guid>

					<description><![CDATA[<p>Boncuk'un vedası...</p>
The post <a href="https://urlacantvradyo.com.tr/boncukun-vedasi/">Boncuk’un vedası…</a> first appeared on <a href="https://urlacantvradyo.com.tr">Urla Can Tv Radyo</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Serin bir Mart sabahı son model bir araba yolda durdu. Kapısı açıldı, sertçe kapandı. Bir şeylerden kaçar gibi homurdanarak hızla uzaklaştı&#8230;Bir kaç saat sonra arabanın önünde durduğu tepeden cılız bir ses duyuldu. &#8220;Miyeeevvv, miyevvv&#8230;&#8221;Mordoğan&#8217;dayız&#8230; Bu olanı bitişik komşum Demet anlatıyor. Bu ses üzerine oğlu Erdem dayanamayıp tepeye çıktığında henüz gözleri bile açılmamış yavru bir kedi ile karşılaşıyor. Erdem çok duygusal bir genç. Dayanamayıp onu kucakladığı gibi eve getiriyor. Eczaneden aldığı şırınga ile onu besliyor. Yavrucuk büyümeye başlıyor. Biz henüz yazlığa taşınmamıştık o ara&#8230;Geldiğimizde sevimli bir yavru bahçede hoplayıp, zıplıyordu&#8230;Erdem sahiplendiği için onu &#8220;kedi babası&#8221; diye kızdırmaya çalışsam da o hiç oralı olmuyordu. Çünkü gerçekten onu bir evlat gibi benimsemiş&#8230;Ona yaşına uygun mamalar alıyor, çeşme yerine içme suyu veriyordu&#8230;Biz de çok sevdik kediciği. Adını &#8216;Lokum&#8217; mu &#8216;Boncuk&#8217; mu koyalım derken boncuk gibi güzel gözlerinden ötürü &#8216;Boncuk&#8217; koyduk&#8230;Haaa bu arada Erdem&#8217;i kızdırayım derken ben de Boncuk&#8217;un babaannesi oldum&#8230; Kedi babaannesi Hülya!..Her sabah onların bahçeye doğru iki elimi pat pat vuruyorum &#8220;Boncuk, boncuk&#8221; diye sesleniyorum. Anında uykulu gözlerle şaşkın, yalpalayarak koşup geliyor. Hooop kucağımda, kolumun altına giriyor sığınmış gibi&#8230; Mırıl mırıl uyukluyor. Onun bu davranışı içimi burkuyor&#8230; Belli ki anne şefkati arıyor. Ben de sarılıyorum ona&#8230;Bir gün kahvaltı hazırlarken onu çağırmasam penceremin önündeki kayısı ağacına çıkıp oradan beni gözetliyor. Hadi dayanabilirsen dayan&#8230; Kıyabilirsen kıy&#8230;Bir gün evlerinde koltukların astarını paralamış oynarken. Demet &#8220;istemem bunu evde&#8221; deyince Erdem kapı önünün kuytu yerine güzel bir kedi evi yaptı ona. Boncuk da benimsedi evini&#8230; Orada uyukluyor&#8230; Ona oynasın diye bez yumaklar mı yapmadık, kapılara kırmızı kumaşlar mı bağlamadık&#8230;Demet, babaannesi minik şekerlerin şıkır şıkır ambalaj kağıdının seslerini seviyor diye her gün bir tane şeker atıyor önüne. Boncuk atlıyor, zıplıyor onunla oynuyor, bizi güldürüyor. Salih dedesi Demet babaannesine öfkeleniyor &#8220;Benim kahve yanı şekerlerimi neden ona veriyorsun?&#8221; diye&#8230;Erkek mi, dişi mi henüz bilmiyoruz. Ben erkek diyorum, Erdem babası dişi&#8230; &#8220;Kızım kızım&#8221; diye seviyor onu&#8230; İddiaya girdik, sonra erkek olduğunu anladık ve ben kazandım&#8230;İki evin bir gülü Boncuk bir sabah çağrıma yanıt vermedi&#8230; Gelip kucağıma zıplamadı&#8230; Bir tuhaflık vardı&#8230; Bizimle oynamıyor, hiç yüz vermiyordu&#8230;&#8221;Ergen oluyor herhalde&#8221; dedik. İlgi alanı ondan değişti&#8230; Ama öyle de değildi. Belediyenin veterinerine götürdüler. Virüs kapmış diyerek iğne yaptılar. &#8220;İki günde bir getirin, yenileyelim&#8221; dediler&#8230;Boncuk yemek yemiyor, günden güne halsizleşiyordu. Ailece bir taziye için il dışına giderken bana emanet ettikleri Boncuk&#8217;a bir şeyler yedirmek için neler yapmadım ki!..Mamasını yemiyor diye süte ekmek doğradım, istemedi. Bir sardalya balığını haşladım, kılçığından ayırdım, suyuna da ekmek doğrayıp sundum, koklamadı bile!..Evde biraz kavurma vardı. Üç dört parçasını avucumda ısıttım. Minik parçalara böldüm tek tek verdim, yedi şükür. Bir sevindim, bir sevindim&#8230;Akşamına gelen Erdem&#8217;lere teslim ettim&#8230;Biraz hallenir gibi oluyor, hepimiz seviniyoruz. Bitkin gözlerinin ışığı sönmüş görüp üzülüyoruz. Karşı komşum Ayna ile oturmaya gittiğimizde de gündemimizde yine Boncuk vardı. Hepimizi başına üşüşmüş, durumunu inceliyor gören Salih dedesi &#8220;Bütün mahalle bir kedinin başındasınız.&#8221; dese de sanki az önce marketten pahalı marka kutu mamasından o almamıştı belki yer diye!..Nefes alması zorlaştı diye akşama doğru özel veterinere götürdüler bu sefer&#8230; Teşhis konulmuştu. Meğer sarılık olmuş. İğneler&#8230; Vitaminler&#8230; &#8220;Yarın bir daha getirin, yine tedavi edelim&#8221; demişler&#8230;Biraz da hareketlenince hepimiz sevindik&#8230;Sabah eşim Hikmet&#8217;in erkenden İzmir&#8217;e gitmesi gerekiyordu. Ben uyanmadan gitmiş. Masada bir not:&#8221;Boncuk gece 11&#8217;de ölmüş, Erdem haber verdi!..&#8221;Dizlerimin bağı çözüldü&#8230; Yüreğim sıkıştı&#8230; Başım döndü&#8230; Olduğum yere çöktüm&#8230;Biraz sonra kalktım, yürüyüş için dışarı çıktım. Erdem çatıda&#8230; Gözleri şişmiş&#8230;&#8221;Çok üzgünüm&#8221; dedim&#8230; Gözlerini silerken boğuk bir şeyler mırıldandı&#8230; Konuşamadı&#8230; Anlamadım ama hissettim yüreğimde üzüntüsünü&#8230;Bize kısa bir süre de olsa büyük mutluluk yaşattın Boncuk&#8217;umuz&#8230; Seni çok sevdik&#8230; Şimdi geldiğin tepede yatıyor minik bedenin&#8230;Teşekkür ederiz&#8230;</p>
<p>Hülya SEZGİN yazdı&#8230;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28506 aligncenter" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/ERTUGRUL.jpg" alt="" width="670" height="560" /><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-27508 aligncenter" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2021/11/KARASAKAL-ON-REKLAM-2.png" alt="" width="785" height="421" /></p>The post <a href="https://urlacantvradyo.com.tr/boncukun-vedasi/">Boncuk’un vedası…</a> first appeared on <a href="https://urlacantvradyo.com.tr">Urla Can Tv Radyo</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">33961</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Avusturya&#8217;da olanlar</title>
		<link>https://urlacantvradyo.com.tr/avusturyada-olanlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hülya sezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Aug 2022 10:54:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://urlacantvradyo.com.tr/?p=33549</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hülya Sezgin yazdı...</p>
The post <a href="https://urlacantvradyo.com.tr/avusturyada-olanlar/">Avusturya’da olanlar</a> first appeared on <a href="https://urlacantvradyo.com.tr">Urla Can Tv Radyo</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Avusturya&#8217;da olanlar</strong></h2>
<p><strong>Macaristan çalıştayının hemen arkasından Avusturya&#8217;daki çalıştaya da davetliyim ya&#8230; Eh.. İşte artık  yolundayız&#8230; Juli, Zita ve ben&#8230; Bizi sevgili kardeşim Julianna Illes Major&#8217;un eşi Tamas götürecek aracı ile bizi davet eden sevgili Melinda Horvath&#8217;ın yazlığına kadar. Oradan Melinda&#8217;nın aracı ile devam edeceğiz. Kışlık ev Avusturya Wiener&#8217;de. Wiener&#8217;e &#8220;Yeni Viyana&#8221; da diyorlar. Biz orada kalacağız&#8230;Hava güneşli, ancak ara ara küçük gri bulutlar var. Sanırım akşam yağmur yağacak.  Yolculukta Tom Jones dinliyoruz.  Müzik de ortak birleştirici&#8230;Göstermelik bir sınır kapısı&#8230; Kimse ilgilenmeden geçtik Avusturya&#8217;ya&#8230; Nasıl özendim bilemezsiniz&#8230; Sınır kapılarında biz Türkler&#8217;i biraz hırpalıyor çünkü kimi devletler&#8230; Avusturya&#8217;ya girdik sağanak yağmur başladı. Radyoda Travolta çalıyor, benimse ruhum dans ediyor&#8230;Melinda güzel bir sofra hazırlamış, karnımızı bir güzel doyurduktan sonra onun aracı ile yola devam ediyoruz.Melinda güler yüzlü, sıcak kanlı. Her zaman olduğu gibi Juli&#8217;m anlaşmamıza yardımcı oluyor sağ olsun. Çünkü o çok güzel ve düzgün Türkçe konuşuyor. O olmadığında yine tarzancam devreye giriyor ya da Google çeviriden canlı programı ile anlaşıyoruz. Benim onları ve ülkelerini merak ettiğim kadar onlar da beni ve memleketimi merak ediyorlar.Juli Atatürk’ün özetle yaşamını, neler yaptığını, özellikle kadın haklarını övgü ile anlatıyor Melinda ile Zita&#8217;ya&#8230; Sözcükleri bilmediğim halde tüylerim diken diken gururla dinliyorum. Sonra 10 Kasım saat dokuzu beş geçe anma videosunu açıyor&#8230; Saygı ile izliyorlar&#8230; Ben de gözlerim dolu&#8230;Sevgili Melinda bizi evinde konuk ediyor Julianna, Zita ve beni&#8230; Aracı ile gezdiriyor, atölyeye götürüp getiriyor&#8230;Atölyede sanat oluşumunda bulunan arkadaşlarla tanışıyorum. Oluşumun Başkanı Jean Pier Massanetz&#8230; Kısaca Gabi diyorlar ona. Ayrıca bir de Gabi hanım var.Sempatik bir bey giriyor içeriye adı Agust&#8230; Ve &#8220;Türk kadın nerede?&#8221; diye soruyor. Meğer resim dışında güvercin merakı da varmış. Sosyal medyada &#8220;posta güvercinleri&#8221; diye bir grupları varmış ve oradan çok Türk arkadaş edinmiş. Heyecanı ondanmış. Bizi evine çaya davet ediyor. Ertesi gün gidiyoruz. Pek çok çiçek, bitki ve ağaç olan büyük bir bahçenin içinde yine çok katlı güzel bir evi var. Bize nefis bir meyveli tart ile çay ikram ediyor. Kendi pişirmiş, henüz sıcak&#8230; Bahçede kiraz, erik, dut&#8230; Gibi bildiklerimin dışında tanımadığım ve şapur şupur meyvesini dalından koparıp koparıp yediğim ağaçlar var.Wiener&#8217;de  çok Türk, çalıştırdıkları süpermarket ve işyeri var. Arabaların bile arkasında sevgili adları yazıyor. Tolga ile Esra gibi&#8230;Öyle ki Türk markette Türkçe konuştum, zaten başka dil de bilmiyorum ya&#8230; Sandım şaşıracaklar, sevinecekler&#8230; Kimse umursamadı!..Mevlana market, bozkır kebap, Antalya restoran&#8230;Türk Turizm acentesi bile vardı. Duvarında iki konser afişi&#8230; Biri Duman, biri Koray Avcı&#8230;Hatta bir ara yolu şaşırdım, çocuğuna seslenen bir Türk bana tarif etti&#8230; O da şaşırmadı Türk oluşuma&#8230; O kadar yani!.. Sanki memleketteyim!..İlk gün atölyede biraz resim çalıştık.  .Resim yaparken zaman nasıl geçiyor farkına varmıyorum&#8230; Taaa ki &#8220;hadi gidelim&#8221; denilene kadar&#8230;Hele bir de resim güzel gidiyorsa deymeyin keyfime&#8230;Ertesi gün gri bir yağmurlu sabah Juli çorap hırka verdi, Melinda da pembiş spor ayakkabısını. Masum İzmirli&#8230; Orayı da sıcak sanarsan üşürsün işte böyle!..Macaristan ya da Avusturya&#8217;ya gelecekler aman deyim&#8230; Çorap, kapalı ayakkabı, yağmurluk hırka vs alın sizin bir Melinda&#8217;nız ve Julianna&#8217;nız yoksa eğer.Yola çıktık, benzinlikte Melinda benzinini kendi doldurdu. Çalışan yok bu iş için&#8230;Bir insanın ressam olduğunu nasıl anlarsınız?..Ya üstü başı, ya da eli yüzü boyalıdır mutlaka&#8230;Bulaştırmıştır bir yerlere bizim gibi&#8230;Onlar bana Macarca-Almanca, ben ise onlara Türkçe öğretmeye çalışıyorum. Arada bir Google çeviri imdadımıza yetişiyor. Öyle böyle bal gibi anlaşıp bol bol gülüyoruz. Artık iyice gelişmiş olan Tarzancama ise bayılıyorum. Uluslararası bir dil&#8230;Her zaman şükrediyorum tanrım bana bu yeteneği verdiği için. Çünkü sanat olmadan bunların hiç biri olmaz, bu arkadaşlarla tanışamaz ve buraları göremezdim&#8230;Bir sonraki gün öğleden sonra merkezin biraz dışındaki Cam müzesini gezmeye gittik. Bir anne ve oğlu iki sanatçı çalıştıkları eserleri sergiliyorlar. Ancak muhteşem bir müze. Daha girişte aynalar, camlar ve cam mozaikler ile yapılmış büyükçe bir şato dekoru. Giriş ücretli. Camın her halini çalışmışlar. Avizeler, bizim ceşm-i bülbülümüz gibi vazolar, hayvan figürleri, cam boncuk tasarım takılar&#8230; O kadar çok çalışma var ki&#8230; Büyükçe beş-altı dükkanı doldurabilir. Cafe de var, mini bir göl de&#8230; Gölün içinde gerçek kırmızı balıklar da, camdan flamingo ve hatta cam timsah da&#8230;Bir aynalar odası var&#8230; Üç kişi girdik&#8230; Bir baktık onlarca kişi görünüyoruz. Harikaydı&#8230;Son atölye günü akşama doğru güneş nihayet yüzünü gösterdi. Bir sevindim, bir sevindim&#8230; Çünkü ertesi gün sergi olacak açık havada&#8230;Nihayet sergi günü geldi çattı&#8230;Büyükçe bir park, yemyeşil&#8230; Dallarını göğe uzatmış muhteşem görünüşlü ağaçlar&#8230; Her sanatçıya kafesli metal panolar vermişler. Üzerinde adımız yazılı. Biz dört arkadaş Julianna, Melinda, Zita ve ben yanyanayız. Belediye Başkanı tarafından açılış oldu. Organizasyonun sahibi Jean Pier bir konuşma yaptı. Akşama doğru bir orkestra şarkılar söyledi&#8230;Burada yaşlı nüfus çoğunluk. Seksenini bile geçmiş kadınlar bisiklete biniyor. Bisiklete binmeyenler ise pazar arabası gibi bir yürüteç ile yürüyorlar. Eve kapanmıyorlar yani&#8230;Bu gün sergide ikinci günümüz. Güneşli ve hafif rüzgarlı bir gün&#8230;Dün iki resmim satıldı, sevindim&#8230;Onlarda da ekonomik kriz var. Karşılaştırma yapıyoruz. Kimi konularda biz, kimi konularda onlar iyi&#8230; Anlaşılan dünya sarsıntıda&#8230; Sergi bitti. Sonraki gün beni Viyana&#8217;ya gezmeye götürdüler.Sanat Şehri&#8230; Rüya gibi bir yer&#8230; Tarihi açık hava müzeleri&#8230; Belvedere sarayı&#8230; Bahçesinde harika heykeller&#8230; Tarihi muhteşem yapılar&#8230; Sanırım uzun süre boynum ağrıyacak binalara bakmaktan. Her yerde bir sanat eseri&#8230; Kalabalık&#8230; Turist kaynıyor. Şehri faytonlarla geziyorlar&#8230;Bir pastaneye girdik, çalışan kızlar da Türk&#8230;Oradan sanat müzesine gittik. Dünyaca ünlü pek çok sanatçının eserlerini yakından görmek benim için heyecan verici, paha biçilmez bir şey. Saatlerce gezsek yine de layıkıyla gezdim diyemem&#8230;Viyana rüyasından sonra Macaristan&#8217;a döndük.Sağ olsun Tamas bizi çok güzel gezdirdi. Balaton gölü ve çevresinde gezilesi, görülesi yerlere götürdü.Dini özelliği de olan ağaçlı yeşillik güzel bir tepe var. Siyah büyük bir kaya var. Üstüne oturup Balaton gölüne sırtını dönerek dua edersen bir daha geliyormuşsun oraya. Sanırım yine gideceğim&#8230;Kestey ve Rezi şehirlerini de gezdik&#8230;Akşam yorgun eve gelince erkenden &#8220;Kitap okuyacağım&#8221; diye odama çekiliyordum&#8230;Elbet benim akıllı kardeşim Juli&#8217;m buna inanmadı&#8230; Sonraki gün &#8220;Olur, fakat sessiz oku!..&#8221; dedi&#8230; Ben mahcup&#8230;Her güzel şey gibi bunun da sonu gelmişti. Bir insana ancak öz kardeşi böyle bir fedakarlık yapar.Gece üçte hepimiz kalktık. Tamas durağa kadar götürdü bizi. Otobüs gelip biz binene kadar da bekledi. Bir aksilik olursa Budapeşte&#8217;ye kadar götürmek için. Arası iki buçuk saat Vonyarchvasheg ile Budapeşte&#8217;nin. Juli&#8217;m benimle geldi&#8230; Otobüs&#8230; Metro&#8230; Otobüs&#8230; Derken havaalanına geldik. Uçağa bineceğim zamana kadar beni bekledi tatlı kardeşim. Kardeş olmak için aynı anne, aynı babadan olmak gerekmediği kadar aynı milletten, aynı dinden de olmaya gerek yok&#8230; İnsan olmak yeter!..Gökyüzünde bulutları seyrederken bunları düşündüm uçakta&#8230;Sonra bülbülü altın kafese koymuşlar örneği&#8230;Türküleri özledim. Evime varınca radyomu açacağım, bir bardak da demli çay&#8230; Türkü söyleyeceğim&#8230; Kaynak: Avusturya&#8217;da olanlar&#8230; &#8211; Hülya SEZGİN</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-33541 aligncenter" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2022/06/Urla-Belediyesi-Zafer-bayrami.jpg" alt="" width="1020" height="1080" /><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-33538 aligncenter" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2022/08/30-Agustos-zafer-bayrami-chp.jpg" alt="" width="1660" height="1245" /><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-33537" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2022/08/ertugrul-30-agustos-zafer-bayrami.jpg" alt="" width="1080" height="808" /><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-33513 aligncenter" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2022/08/Polish_20220827_092040041.png" alt="" width="1080" height="808" /><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-19186 aligncenter" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2021/05/karasakal-insaat-firma-2.png" alt="" width="801" height="433" /><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-31430 aligncenter" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2022/05/Samsung-urla.jpg" alt="" width="799" height="600" /></p>The post <a href="https://urlacantvradyo.com.tr/avusturyada-olanlar/">Avusturya’da olanlar</a> first appeared on <a href="https://urlacantvradyo.com.tr">Urla Can Tv Radyo</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">33549</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Macaristan Vonyarcvashegy&#8217;de ilk sabah&#8230;</title>
		<link>https://urlacantvradyo.com.tr/macaristan-vonyarcvashegyde-ilk-sabah/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hülya sezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Jul 2022 15:10:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Macaristan Vonyarcvashegy'de ilk sabah...]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://urlacantvradyo.com.tr/?p=32912</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hülya Sezgin Yazdı...</p>
The post <a href="https://urlacantvradyo.com.tr/macaristan-vonyarcvashegyde-ilk-sabah/">Macaristan Vonyarcvashegy’de ilk sabah…</a> first appeared on <a href="https://urlacantvradyo.com.tr">Urla Can Tv Radyo</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="https://urlacantvradyo.com.tr/hulya-sezginden-cankiri-selahattin-inal-guzel-sanatlar-lisesinde-ikinci-uluslararasi-resim-calistayi/">Macaristan Vonyarcvashegy&#8217;de ilk sabah&#8230;</a></h2>
<p>Gece yarısı düştüm yola&#8230;Yolculuk Macaristan&#8217;a, oğlum Serter&#8217;im getirdi havaalanına sağ olsun&#8230; Bilet kapısından geçip &#8220;Her şey yolunda&#8221; diye onu arayana kadar da bekledi&#8230; Ve vardık İstanbul Sabiha Gökçen&#8217;e&#8230; Puslu bir hava, biraz da serince. İyi ki şalım yanımda. Oturdum yolcu bekleme salonunda bir banka, bekliyorum kapıların açılmasını&#8230; Sanki memleketimde yabancıyım&#8230; Dilimi konuşan bir Allah&#8217;ın kulu yok&#8230; Nerede ise hepsi yabancı&#8230; Kötü bir duygu&#8230;Uçağa bindik&#8230; güzel bir yolculuk ve sonunda Budapeşte&#8217;deyim.Havaalanında sevgili kardeşim Julianna Illes Major beni karşıladı. Birlikte Vonyarchvasheg&#8217;e doğru yola koyulduk. Önce otobüs, sonra metro ve en son otobüs ile yolculuk edeceğiz. Vonyarchvasheg Avrupa’nın en uzun gölü Balaton&#8217;un kıyısında şirin bir belde. İzmir&#8217;imizin Çeşme&#8217;si gibi&#8230; Sakin, temiz&#8230; Bol badem, ceviz, ıhlamur ağaçları olan bir yer&#8230; Kimi yerlerinde ise masal bahçesi içinde kargıdan yapılma çatıları ile sevimli şirin evlerinden sanki pamuk prenses ve yedi cüceler çıkacakmış hissi veren evler var&#8230;Araç ile Budapeşte&#8217;ye uzaklığı iki buçuk saat.Macaristan&#8217;da kilise bayramı imiş. Herkes Balaton gölüne tatile gidiyor ve yollar kalabalık. İsa peygamberin göğe yükselişinin bayramı imiş&#8230;İnanmayacaksınız ama telefon kulaklığının biri bende, diğeri Juli&#8217;mde birlikte Zeki Müren dinliyoruz&#8230;&#8221;Ne mektup geliyor ne haber senden,Söyle de bileyim bıktın mı benden&#8230;&#8221;O bizi ve Türkiye&#8217;yi çok seviyor. Güzel de Türkçe konuşuyor. Kendi kendine öğrenmiş ama ortak arkadaşımız güzel ve doğru Türkçe konusunda çok hassas olan şair sevgili Serdar Ünver ona bu konuda yardımcı oluyor. Serdar Ünver şairin kaliteli Türk edebiyatını temsil eden mükemmel şiirleri, konuyu birçok Avrupa ülkesindeki sanat kolonilerine vermiş&#8230;Öyle ki yanlışlıkla Arapça ya da Farsça bir kelime kullansam beni ayıplayıp doğrusunu söylüyor&#8230; O kadar yani!.. Ve arkadan ekliyor&#8230; Türkçe&#8217;yi bilmiyor musun?..İki tarafı yemyeşil, ağaçlı yoldan gidiyoruz. Alabildiğine yeşil&#8230; Öyle ki yeşilin her tonu&#8230;Yolumuz uzun&#8230; Arada bana fıkralar anlatıyor&#8230;&#8221;Bir papaz ve otobüs şoförü ölmüş&#8230;Cennete mi cehenneme mi alınacaklar derken şoför cennete, papaz cehenneme karar verilmiş&#8230;Bu karara şaşıran ve üzülen papaz nedenini sorduğunda sorgu melekleri demiş ki:&#8221;Sen dua ettin herkes uyudu, şoför otobüsü sürdü herkes dua etti!..&#8221;Bir kaç gün Juli&#8217;lerde konuk olacağım&#8230; Daha önce de konuk etmişti beni. Uçak bileti çalıştay gününden bir kaç gün öncesi daha ucuz olunca önceden alıp onda kalıyorum. Böyle daha ekonomik oluyor. Birlikte gezip, resim yapıyoruz. Aslında başka bir ilde olacak çalıştaya davetli idim. Oradan da hemen ardından Avusturya Wiener&#8217;deki çalıştaya geçecektik&#8230;Talihsiz bir olay yaşanınca oraya gitmekten vazgeçtim. O süreyi Julianna ile geçirip sonra birlikte Avusturya&#8217;ya gitmeye karar verdik&#8230;Vardık evimize&#8230; Şirin, bahçeli, üç katlı müstakil&#8230;Sabah erkenden uyandım&#8230; Usulca dışarı çıktım. Sokaklarda geziniyorum. Akşam yağmur çiselemiş. Tatlı bir serinlik&#8230; Bütün evler bahçeli. Bahçelerde bir karış kuru toprak yok&#8230; Yeşil&#8230; Çiçek ve ağaç. Genelde badem ağacı çok fakat dut ve kiraz da var ve ıhlamurlar&#8230; Evler, sokaklar, bahçeler&#8230; MMasal dünyasında gezinir gibiyim. Elbet bu kadar yeşil olmasında iklimin de etkisi olsa da insan emeği ve doğaya olan saygı daha çok. Yokuş yukarı çıkıyorum, bir tümseğin önüne toprak kaymasın diye delikli bir briket koymuşlar. Onun bile içine toprak koyup sarkan çiçeklerden dikmişler. Yolların her yeri beton ve asfalt değil&#8230; Yanları toprak ve yeşil&#8230; Yani doğaya da izin vermişler. Avrupa’nın en uzun gölü yeşilin ortasında masmavi yer almış&#8230;Balaton gölüne bu kez akşam yürüyoruz&#8230;Gölün çevresi büyük bir yeşil alan, oturma bankları, çocuk oyuncakları ve pek çok ahşap heykel var&#8230; Bu heykelleri juli&#8217;nin kardeşi heykeltraş Lajos Major ve onun heykeltraş sanat kolonisinin üyeleri yapmış. Oturma bankı olarak da kullanılabilen bir timsah, tavşanlar, sincaplar ve insan heykelleri.Dönüş yolunda benim hayran olduğum geleneksel evlerden görüyoruz. Biri Juli&#8217;nin geçmişte akrabasına ait ve bu gün bir Alman ailenin olan 1875 yılı yapımı. Taş duvarları da olan evin çatısı ince kargılar üst üste bağlanarak oluşturulmuş ve bir metre yüksekliğinde. Yağmur yağdığında şişen ve birbirine kenetlenmiş kargı çatı aynı zamanda ısı izolasyonunu da sağlıyor. Ve çok şirin görünüyor&#8230;Dönüşte hava bulutlandı ve şimşek çaktı. Şakacı kardesim Juli bana &#8220;Haydi gülümse&#8230; Gökten fotoğrafını çekiyorlar&#8221; dedi&#8230;Evimde olduğum kadar rahatım&#8230; Hatta daha fazla. Çünkü bütün işleri Juli&#8217;m yapıyor. Bana yardım ettirmiyor. Ben yalnız resim yapıyorum. Oysa evimde öyle mi&#8230; Çalış Hülya çalış&#8230;Bugün Balaton gölünün çevresini gezeceğiz araçla.Tamas götürecek bizi&#8230;Bütün Balaton manzarasına hakim volkanik bir tepe. Bayram olduğu için kalabalık. Çoluk, çocuk, genç.. Pek çok kişi oraya gelmiş&#8230;Büyükçe kara bir volkan taşı var&#8230; İnanışa göre üzerine oturup sırtını Balaton&#8217;a dönerek dua edersen oraya bir daha geliyormuşsun. Oturdum ve dua ettim. Ailemle ve sevdiklerimle birlikte sağlık, mutluluk, huzur diledim.  Ve düşünürken gülümsedim&#8230; Yani bu taş şimdi benim bir daha Balaton&#8217;a geliş biletim mi?..Bir kilisenin önünde cafeye oturduk, soğuk bir şeyler içtik.  Kilise siyah lav taşlarından yapılmış, gezdik&#8230;Balaton&#8217;un karşı kıyısında ise muhteşem bir manzara&#8230; Gölün rengi turkuaz, Fethiye denizi gibi&#8230; Vonyarchvasheg kıyısına nehir akıyor fakat rengi öyle değil&#8230;Gezerek dönüş yolundayız.Genç, yaşlı yüzlerce insan bisiklete biniyor&#8230;Yol kıyısında 200 yıllık ilginç bir mezarlık. Taşları kalp şeklinde&#8230;Bir gelincik tarlası&#8230; Muhteşem bir görüntü. Bütün araçlar durmuş, herkes fotoğraf çekiliyor. Biz de çekildik&#8230;Bu dijital fotoğrafı icat edenler bence cennetlik. Yüzlerce foto çektim ve çekildim. Geçmişte onbeş-yirmi poz ancak çekilebilirdik. O da kimi zaman yanardı. Yani kara çıkardı&#8230;Juli&#8217;min eşi Tamas pek çok Türkçe kemileyi biliyor.  Ancak konuşamıyor. Olsun&#8230; Yıllarca yabancı arkadaşlarımla iletişim kurmada uzmanlaşmış tarzancam ile onunla da anlaşıyoruz. Esprili bir insan&#8230; Zaten Juli de aracılık ediyor genelde&#8230;Dar uzun bir tuvale üç katlı bir evin üst üste dantel perdeli penceresini ve perforje demirli kapısını yaptım; Bir de küçük tuvale Karacasu&#8217;ya ait ahşap bir kapı&#8230; Onları tatlı kardeşime armağan ettim beni ansın diye&#8230;Sabah bizi Avusturya&#8217;ya gitmek üzere sevgili Melinda&#8217;nın evine Tamas götürecek&#8230;Wiener&#8217;de çalıştay bittikten sonra yine bir kaç gün daha burada konaklayacağım&#8230;Sabah yola çıkmak için erkenden yattık&#8230; Kaynak: Macaristan Vonyarcvashegy&#8217;de ilk sabah&#8230; Macaristan Vonyarcvashegy&#8217;de ilk sabah&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<figure id="attachment_32913" aria-describedby="caption-attachment-32913" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-32913" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2022/07/macaristan.jpeg" alt="Macaristan Vonyarcvashegy'de ilk sabah..." width="500" height="893" /><figcaption id="caption-attachment-32913" class="wp-caption-text">Macaristan Vonyarcvashegy&#8217;de ilk sabah&#8230;</figcaption></figure>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-31430 aligncenter" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2022/05/Samsung-urla.jpg" alt="" width="799" height="600" /><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-19186 aligncenter" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2021/05/karasakal-insaat-firma-2.png" alt="" width="801" height="433" /><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-30778 aligncenter" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2022/04/arasta-kundura-revize-2.png" alt="" width="795" height="598" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28506 aligncenter" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2021/12/ERTUGRUL.jpg" alt="" width="670" height="560" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-10622 aligncenter" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2020/11/can-elektrik-ilan.png" alt="" width="943" height="299" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://urlacantvradyo.com.tr/macaristan-vonyarcvashegyde-ilk-sabah/">Macaristan Vonyarcvashegy’de ilk sabah…</a> first appeared on <a href="https://urlacantvradyo.com.tr">Urla Can Tv Radyo</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32912</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çankırı&#8217;da neler oluyor</title>
		<link>https://urlacantvradyo.com.tr/27040-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hülya sezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Oct 2021 15:20:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://urlacantvradyo.com.tr/?p=27040</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hülya Sezgin Yazdı...</p>
The post <a href="https://urlacantvradyo.com.tr/27040-2/">Çankırı’da neler oluyor</a> first appeared on <a href="https://urlacantvradyo.com.tr">Urla Can Tv Radyo</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Memlekette neler oluyor hepimiz takipteyiz. Ancak küçük illerde neler oluyor genelde atlarız. Ben size Ankara&#8217;nın kuzeyinde, Anadolu&#8217;nun ilk yerleşim yerlerinden, sekiz bin beş yüz yıllık bir geçmişe sahip Çankırı&#8217;da neler oluyor biraz onu anlatmak istiyorum.Bu Anadolu&#8217;nun ücra köşesinde bir Güzel Sanatlar Lisesi var. Adını da kendi içinden çıkmış ünlü bir bestekardan almış. Selahattin İnal Güzel Sanatlar Lisesi.  Bu lisenin bir müdürü var Mehtap Meydaneri&#8230;Öyle bir müdür ki baktığı, gördüğü her güzel şeyi okuluna nasıl uygulayabilir hep onu düşünüyor. Yalnız düşünmekle kalmıyor yapıyor da&#8230;Güzel bir iş sağlam bir ekiple olur değil mi?Eh işte onda o da var. En büyük destekçisi eşi ve okul baş müdür yardımcısı Ali Meydaneri.Okul bir aile gibi zaten&#8230; Yönetim kadrosu, öğretmenler, personel ve öğrenciler hepsi ailenin üyesi . Mehtap müdür ise kendini onların annesi sanıyor. Bir de tatlı dilli. Bu sayede olmazı olduruyor&#8230;İki yıl öncesi beni okulunda bir resim çalıştayı yapmaya ikna etmişti. &#8220;Burada galeri yok, sergiler açılmıyor. Benim çocuklarım öğretmenlerinden başka resim yapan görmüyorlar. Bize de bir çalıştay yapar mısınız?&#8221; diyerek beni bam telinden vurmuştu da hemen ertesi yıl yapmıştım. O kadar güzel olmuştu ki ertesi yıl ikincisinin çalışmasına başlamıştık. Ancak yok olası korona izin vermedi. İki kez erteledikten sonra sonunda bu kez başardık&#8230;Macaristan&#8217;dan Alim Adilov, Gürcistan&#8217;dan Lela Gelevishili ve Marina Jafaridze,Fatih-Zuhal Başbuğ, Zehra-Sena Sengir, Ziver Kaplan ve ben sonunda vardık Çankırı&#8217;ya&#8230;Aynur Mahmudova Kaplan ise son günlerde katıldı ekibe&#8230;Korona gözün kör olsun, şöyle doyasıya sarılamadım&#8230; Çocuklarımla, hasret gideremedim. Çocuklarım mı?.. Elbet okulumuzun müdürü, öğretmenleri ve personeli&#8230;İlk akşam bize konaklama imkanı sağlayan İl Gençlik ve Spor Müdürü Sadık Ak beyin konuğu olarak yemeklerinizi yedikten sonra konaklama tesisimize geçtik. Misler gibi uyumuşum, sabah erkenden uyandım. Tesisin büyükçe bir bahçesi var. Tertemiz, serin havada, ağaçların altında üç tur yürüyüş yaptım. Aklıma annem, babam geldi&#8230; &#8220;Annem-babam memleketime hizmete geldim, keşke görseydiniz&#8230; Göremediniz ama sevindiğinizden eminim&#8221; dedim kendi kendime, gözlerim dolu dolu yürürken&#8230;Çankırı&#8217;nın pek çok tarihi, kültürel ve doğal güzellikte gezilecek yerleri var.Bir program çerçevesinde sırayla gezdik bir bir&#8230;Alim Özbek asıllı ve otuz yıldır Macaristan&#8217;da yaşıyor. Harika ressamlığının yanı sıra dizi film ve sinema oyuncusu. Türkçe öğrenmeye çalışıyor. Arada bir çeviri hatası ile sözleri beni güldürüyor. Eski Çankırı evlerini gezerken  eski Çankırı yerine yaşlı Çankırı, yeni yerleşim yerini tarif ederken de genç Çankırı demesi gibi&#8230;Tarihi Çivitcioğlu medresesi çok ilgisini çekti arkadaşlarımın. Küçük küçük odalarda çeşitli hobi kursları veriliyor. Ney sesini huşu içinde dinlediler&#8230; Biz aşağıda bekliyoruz. Ben &#8220;Nerede kaldılar?&#8221; diye merak edince Fatih Başbuğ espriyi patlattı &#8220;Hocam ney bitti, hat kursuna başladılar&#8230;&#8221;Doyamadılar ardından da küçük bir ebru yapımını ilgiyle izlediler&#8230;Elif öğretmenimiz muhteşem İngilizcesi ile çeviriler yapıyor ama Çankırı sözcüklerine çevirisi yetmeyince şakalaşıyoruz. Buğday pazarı medresesindeki hanım ikram ederken &#8220;Bu Çankırı kurabiyesi, mutlaka yesinler&#8230; Üğüm üğüm olmuş.&#8221; dedi. Biz gülüşerek Elif&#8217;e dedik ki &#8220;Hadi&#8230; hadi çevir bakalım.&#8221; Arkadan kızılcık eşisi geldi&#8230;  Elif yine zorlandı. Bizim deyimlerimizi anlatmaya İngilizce yetmez&#8230; Elif&#8217;in zorlandığı yerde benim tarzancam devreye giriyordu. Örneğin kapı tokmaklarını göstererek&#8221;Woman tık tık tık&#8230; men tok tok&#8230;&#8221; dedim. Bir güzel de anladılar, çünkü onlar benim anlatımıma alıştılar&#8230; Hatta karşılıklı espriler bile yapıp  kahkahalarla gülüyoruz&#8230;Zamanında çocukken az sessiz sinema oynamadım. Çocuk oyunlarının önemi işte&#8230; Hayâl gücü gelişiyor. Şimdi tabletlerdeki oyunların böyle bir yararının olduğunu hiç sanmıyorum.Tuz mağarasını belediyemiz yeniliyor. Gezenlere dinlence hizmeti de verebilecek yakında. Çankırılı heykeltraş Sefer Oruç pek çok yeni heykeller daha çalışmış. Zamanında Çankırı&#8217;da yaşamış hayvanların muhteşem heykellerini tuzdan çalışıyor ve orada sergileniyor.Tuz mağazasının önünde oturduk. Güneş içimizi ısıtıyor. Çünkü mağara oldukça serin, biraz üşüdük. Mehtap Çankırı&#8217;nın on dilim kavununu kesmiş getirdi, herkese birer dilim dağıttı. Isırarak yedik, çok tatlıydı.Kavunun yetiştiği toprakta ne kadar tuz oranı yüksekse o kadar çok tatlı oluyormuş meğer&#8230;Sekiz buçuk milyon yıllık tarihi bir şehir Çankırı&#8230; Eczacılık sembolü kupaya sarılı çift başlı yılan gömütü buradan çıkmış.İyilik ve kötülüğü temsil eden ying yang çift başlı yılan figürü de ilk kez burada bulunmuş.Radyo Televizyon Müzesi, Tarihi Çamaşırhane, Kale, Cam Terası ve Demirciler Arastası&#8217;nı gezdik. Hatta artık yok olmaya başlayan mesleklerden bir demirci ustamız ateşini yaktı ve bize demir dövdü&#8230;Mehtap hocam müzik öğretmeni ve muhteşem bir sesi var. E ben de türkü söylemeyi seviyorum. Aklımıza esince bir türkü tutturuyoruz birlikte&#8230; Gezerken minibüste, iyi yankılanıyor diye tuz mağarasında&#8230; Artık neresi olursa. Bu kez &#8220;halkalı şeker&#8221; türküsünü söyledik keyifle&#8230;Minibüste gidiyoruz, her geçtiğim yerde bir anım canlanıyor çocukluğuma dair. Pek çok evliya ve değerli insanlar, yatırlar var burada. Biri de Toprak Baba&#8230; Çocukken mezarının toprağını yerdik. Yaşım sanırım beş civarı. Yemek istemiyorum ama büyük çocuklar yiyor ve bizim de yememizi istiyor. Şimdi soruyorum, yanıt alamıyorum, kimse bilmiyor. Yani çözemedik&#8230; Biz neden yedik o toprağı?..Pek çok da halk hikayesi var. Onlardan biri de Akkız&#8230; Anlatayım mı?..Taş Mescit Şifa Yurdunda yetişen kimsesiz kalmış bir kız çocuğu imiş Akkız. Eğitim, öğretimini orada tamamlamış. Kadın hastalıkları ve ruhi hastalıkları iyileştirmesiyle üne kavuşmuş.Ancak onu çekemeyenler &#8220;fukaranın parasını kandırıp alıyor&#8221; diye kadıya şikayet etmişler. Oysa Akkız paranın, altının hiçbir zaman yüzüne bile bakmazmış, suçsuzluğunu kadı önünde kanıtlamış ama küsmüş, izini kaybettirmiş. Çankırı kızları ve kadınları onu fellik fellik aramış, üzülmüş, ağlamışlar. O ise yine hocalar medresesinde zikir ve tefekkürle yalnızlığa çekilmiş.Aylarca, arandığına dayanamayıp çıkmış ortaya ve Akkız çalısı üzerindeki tekkeye dönmüş, herkes çok sevinmiş.  Kadın ve kızların hocası olup, onları bilgilendirmiş.Tekkenin önündeki parka her renkte çiçekler ve ağaçlar dikmiş. Allah&#8217;ın hikmeti bütün bitkiler ak çiçek açmış, başka renkte bitki yetişmemiş. Akkız’ın ak çiçekleri dertlere deva olmuş. “Bunlar bana Allah’ımın bir lütfudur” diyerek bu çiçeklerden çeşitli ilaçlar yapmış. Çıban, kurdeşen ve deri hastalıklarının tedavisinde kullanmış. Bulaşıcı hastalıkların iyileştirilmesinde büyük başarı sağlamış. Artık Akkız’ın ünü bütün Anadolu’da duyulmuş ve akın, akın hastalar her yerden ona koşmuş. Ancak bir salgın hastalık çıkmış ortaya. İlaçları ile pek çok kişiyi iyileştirmiş ama kendisi de yakalanmış ve ölmüş, oraya da gömülmüş&#8230;Hâlâ orada beyaz Akkız çalısı bulunurmuş&#8230;Selahattin İnal Güzel Sanatlar Lisesi&#8217;nin pek büyük bir yerleşkesi var. Okul yatılı&#8230; Derslikler, konser salonu, pansiyon binası ve kocaman bir bahçe&#8230; Bahçenin kıyısında çeşitli hayvanlar&#8230; Tavşan, hindi, tavuk, köpek&#8230; Yemek artıkları yabana gitmiyor yani, hayvanlar besleniyor&#8230;Ali hoca benimle şakalaşıyor&#8230; Bu gün tavşanları gördük, yarın da çulukları göreceğiz.&#8221; diyerek soruyor. &#8220;Haydi söyle&#8230; Çuluk ne?&#8221;&#8230; Allah&#8217;ın Kırıkkalelisi&#8230; Sen bir Çankırılı&#8217;ya &#8220;culuk ne demek?&#8221; onu mu öğreteceksin?.. Elbette hindi demek&#8230;Eh Güzel Sanatlar Lisesi olunca dışarıdan müzik aramaya gerek var mı? Piyano da çalıyorlar, keman da, saz da&#8230; Sesleri de muhteşem. Hep birlikte çalıp söylüyoruz sık sık&#8230;Magnet bana göre küçük ama büyük işler başaran bir hediyelik. Ben her gittiğim yerden mutlaka bir magnet alıp buzdolabımın kapısına yapıştırıyorum. Her elim oraya gittiğinde görüp orayı, anılarımı anımsıyorum. Aynı şekilde eşim ve çocuklarım da benim anlatılarıma göre orası ile ilgili şeyler anımsıyor. Yani sürekli bir anımsatma&#8230; Şimdi İzmir&#8217;e dönünce acıktım elim buzdolabında&#8230; Su içeceğim, Çankırı&#8230; Bir meyve yesem, Çankırı&#8230; Günde on posta Çankırı&#8230; Dönüşümde yakınlarıma magnet götüreceğim hediye&#8230;Okul öyle muhteşem ki öğrenciler boş zamanlarını değerlendirsinler diye zumba salonu bile var&#8230; Ah ah&#8230; keşke benim zamanımda olsaydı da ben de burada okusaydım&#8230; Pek çok akademisyen arkadaşım &#8220;Bizim üniversitemiz bile bu kadar güzel değil&#8221; diye övdüler okulu&#8230;Her bir arkadaşım harika resimler çalıştı. Öğrenciler bizi izlemeye geldi sık sık ve sorular sordular. Bir bir yanıtladık. Sohbet ettik, anlattık&#8230;Fatih ve Zuhal çifti erken ayrılmak zorunda kaldı. Gitmeden önce bir canlı sunum ile konu anlatımı yaptı Fatih hoca öğrencilere. Ayrıca on&#8217;dan fazla resim çalıştılar sağ olsunlar. Bu resimler okulumuzun duvarını süsleyecek ve öğrencilere örnek olacaklar. Fatih ilk geldiğinde &#8220;Hocam kulağımda hep Ilgaz Anadolu&#8217;nun sen yüce bir dağısın çalıyor.&#8221; demişti. Giderken yine &#8220;Hocam hâlâ çalıyor.&#8221; dedi&#8230;Her gün farklı bir yöresel yemek yiyoruz&#8230;Sarımsaklı et, keşkek, güveçte kuru fasulye, güveç, sarıkılçık pilavı, yumurta tatlısı&#8230;Gündüz ayrı,  gece ayrı birilerinin davetlisiyiz.Meşhur Sefer Usta&#8217;da, Eldivan Bülbül Pınarı&#8217;nda, Ilgaz Yıldıztepe kayak tesislerinde&#8230;Belediye Başkanımız İsmail Hakkı Esen, İl Milli Eğitim Müdürümüz Muammer Öztürk, İl Kültür Turizm Müdürü Muharrem Ovacıklı, Ilgaz Belediye Başkanı Mehmed Öztürk ve Çankırı Türk Kızılay genç başkanı Ahmet Ulusoy&#8230; Birbiri ile sanki yarıştı bizi ağırlamakta&#8230;Ilgaz Belediye Başkanımız Mehmed Öztürk pandemiden ötürü kapalı Yıldıztepe kayak tesisini bizim için açtı, iki gün ağırladı. Teleferikle Ilgaz&#8217;ın doruklarına çıktık, doyumsuz kanlıca mantarı topladık. Akşam ahcımız pişirdi.Bayıldım&#8230; Rahmetli babaannemin deyimiyle &#8220;Yedik yedik yiyemedik&#8230; Daha getir diyemedik&#8230;&#8221; yani doyamadım&#8230;Ama Mehmet başkanımız da bir çalıştay istiyor. Kısmetse o zaman doyasıya yiyeceğim&#8230;Sağ olsunlar beni gururlandırdılar. Çankırı sanki tek yürek olmuştu&#8230; Destek veren, emek veren herkese gönülden teşekkür ediyorum&#8230;Öyle ki Bülbülpınarı&#8217;na kahve içmeye gittiğimizde yemek listesi önümüze gelince Lela ile Marina&#8217;nın gözleri büyümüş &#8220;Yine mi yemek!&#8221; dediler&#8230; Kahkahalarla güldük&#8230;İkinci resmimi bitirmeye uğraşıyorum, fotograf çekileceğiz diye konser salonuna çağırdılar. &#8220;Tam çalışırken çağrılır mı?&#8221; diye içimden öfkelendim, ama yine de gittik&#8230;Salona girdim&#8230; Öğrenci dolu&#8230; İçeri girmemle birlikte bir alkış koptu. Şaşırdım&#8230; Sahneye davet etti Mehtap&#8230; Bir sürpriz yapmışlardı bize&#8230; Heyecan içinde çıktım ama bülbül gibi konuşan ben tıkandım&#8230; Sesim çıkmadı&#8230; ağlamaktan konuşamadım. Mehtap&#8217;ımla sarıldık&#8230; Sakinleşince dedim ki &#8220;Çocuklarım biz sizin için buradayız. Size örnek olmak için, ışık olmak için buradayız&#8230;&#8221; sonra ne dedim hatırlamıyorum&#8230; Ben ve arkadaşlarım o öğrencilerden birine bile bir yararımız dokundu ise amacımıza ulaşmışız demektir. Sonra sırası ile tüm sanatçı arkadaşlarım söz aldı&#8230;Ilgaz&#8217;a giderken Donayşe gibi kimi köy adları bizi güldürüyor. Mehtap hocam anlatıyor bir yerde bir dizi köyün adı &#8220;tangır, tungur, tüngür&#8221; gibi bir şeydi. Sanırım yukarıdan bir taş atmışlar, çıkan sese göre de köylere ad vermişler&#8230;Bir gece de Dursunlar Eldivan alabalık tesislerine gittik&#8230; Sazlı sözlü yemek yedik. Hem söyledik, hem oynadık&#8230;Biz gezmekten yorulduk onlar hâlâ  &#8220;şuraya da gidelim.&#8221; diyorlar. &#8220;Yeter, gelecek sefere de kalsın.&#8221; dedim. Memleketimin öyle güzel, öyle gezilecek yeri çok ki&#8230;Son gün resimlerimiz okulumuzun bahçesinde şık bir şekilde sergilendi. Sergimize de tüm Çankırı gelmiş&#8230; Milletvekili Salim Çivitcioğlu, siyasi parti başkanları, kurum müdürleri, dernek başkanları&#8230; Şölen yeri gibiydi&#8230; Ben mi?.. Mutluluktan sanırsın bir kelebeğim&#8230;Yalnız üzüldüğüm şey kara mizah gibi çıplak dağlarda Alo 177 OGM yazılı olmasıydı&#8230; Oysa tek bir ağaç bile yoktu!..Umarım ileride yeşil görürüm oraları da. Toprak yapısına uygun ağaçlandırılır. Hatta alıç dikilse ve son günlerde pek popüler olan sirkesi yapılıp kadın kooperatiflerince pazarlansa ne güzel olur değil mi?..Ziyaretimize gelen sevgili Seçil Çivitcioğlu ile bir güzel sohbet ettik,  Çankırı için verimli fikir alışverişi yaptık&#8230;Dönüşte sağ olsun bizi dokuz gün önce emekli olmasına rağmen gezdiren ve sonunda Ankara&#8217;ya teslim eden Ercan kaptan radyoyu açtı&#8230; Çalan şarkılar şaka gibi&#8230;&#8221;Gitme sana muhtacım&#8230;&#8221;Ardından; &#8220;Herkes gitti bu şehirden bari sen gitme!..&#8221;Tövbe tövbeeee .. Bu kadar olur dedim içimden&#8230;</p>
<p>Hülya Sezgin Yazdı&#8230;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-large wp-image-27041" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2021/10/2-1-1024x857.jpg" alt="" width="1024" height="857" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-large wp-image-27042" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2021/10/4-1-1024x768.jpg" alt="" width="1024" height="768" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-large wp-image-27043" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2021/10/3-1-1024x802.jpg" alt="" width="1024" height="802" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-27101" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2021/10/mhp-98-yasinda-3.png" alt="" width="920" height="578" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-27103" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2021/10/karasakal-3.png" alt="" width="917" height="577" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-27055" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2021/10/bavkir-emlak-29-ekim.jpg" alt="" width="944" height="577" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-27054" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2021/10/29-ekim-cumhuriyet-ertugrul.png" alt="" width="933" height="680" /></p>The post <a href="https://urlacantvradyo.com.tr/27040-2/">Çankırı’da neler oluyor</a> first appeared on <a href="https://urlacantvradyo.com.tr">Urla Can Tv Radyo</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">27040</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Önce tatlı, sonra acı: Kastamonu Çatalzeytin&#8230;</title>
		<link>https://urlacantvradyo.com.tr/once-tatli-sonra-aci-kastamonu-catalzeytin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hülya sezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Aug 2021 15:04:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://urlacantvradyo.com.tr/?p=24667</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazar Hülya Sezgin</p>
The post <a href="https://urlacantvradyo.com.tr/once-tatli-sonra-aci-kastamonu-catalzeytin/">Önce tatlı, sonra acı: Kastamonu Çatalzeytin…</a> first appeared on <a href="https://urlacantvradyo.com.tr">Urla Can Tv Radyo</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Güneşin en güzel doğduğu, en güzel battığı, mavi ile yeşilin buluştuğu şirin bir ilçe Çatalzeytin&#8230;2500 Civarı nüfusa sahip bu güzel beldenin Belediye Başkanı Ahmet Demir koca koca pek çok belediyelerin yapamadığını yaptı, sanata ve sanatçıya değer vererek uluslararası bir resim çalıştayı düzenledi. Küratorlüğünü ise sevgili Aynur Mahmudova Kaplan ve Ziver Kaplan çifti üstlendi. Nahçıvan, İran, Almanya, Bulgaristan, Irak ve Türkiye&#8217;den toplam onbeş sanatçının davetli olduğu çalıştayda ben de vardım&#8230;İzmir-Ankara arası uçak sonrası Bakü&#8217;den yola çıkan sevgili Vadoud Moazzen ve değerli eşi Fatma ile buluşarak birlikte otobüsle vardık Çatalzeytin&#8217;e&#8230; Denize sıfır, arkamız yemyeşil orman, muhteşem manzaralı otelimize yerleştik&#8230;Sabah erkenden kalktım&#8230; Güneş altın tepsi gibi yavaş yavaş doğmakta&#8230; Yalnız duyulan Karadeniz&#8217;in hırçın dalga sesleri&#8230; Oynaşan köpekler&#8230; Tek tük araç&#8230; Bir kaç yürüyen insan&#8230; Sahil ise yuvarlak taş cenneti&#8230; Ben bir renk aşığıyım.  Yeter ki boyam ve fırçam olsun&#8230; Fırça bulamazsam sünger ya da ne bulduysam&#8230; Tuval, duvar, tahta, taş elime ne geçtiyse&#8230; Kurtuluşu yok&#8230; Hemen boyayı veriyorum&#8230;Biraz renklerim de kişiliğimi yansıtıyor sanki, parlak, canlı&#8230; Elimden gelse bir kamyon götüreceğim bu taşlardan da uçakta kilo sınırı beni bağlıyor. Artık imkânlarım ölçüsünde bir torba toplayıp götüreceğim. En çok da Atatürk&#8217;ümün portresini boyuyorum taşlara ve  Atatürk aşığı arkadaşlarıma hediye ediyorum. Benim gibi masalarına koysunlar, hep izinde olsunlar diye&#8230;Başkan Ahmet Demir ve ekibi programa öyle özenmişler ki konuklarına bütün Çatalzeytin&#8217;in gezilesi, görülesi, mavi yeşil her yerini gezdirip, yöresel bütün yiyeceklerini tattırmak istiyorlar. Başkan bizimle birlikte gezdiği yerler hakkında bilgileri de bir bir anlatıyor&#8230; Gemiciler fırtınalı günlerde gemisini soranlara &#8220;Antik koyun kıyısındaki çatal zeytine bağladım dermiş&#8221;. Gel zaman, git zaman beldenin adı &#8220;Çatalzeytin&#8221; kalmış&#8230; Çatalzeytin saklı kalmış cennetten bir parça sanki&#8230; Epeyce uzun sahil şeridinde kameriyelerde halk akşam serinliğinde denize karşı çayını içiyor. Hanımlar, genç kızlar özgür, modern&#8230; Tarihi bir hamamı restore etmişler. Akşamları canlı müzik eşliğinde bir şeyler yiyip eğleniyorlar. Bir akşam da bizi götürdüler. İranlı Türk sanatçı ressam ve heykeltraş arkadaşım aynı zamanda çok ünlü bir ses sanatçısı olan Vadoud Moazzen bize sahnede şarkılar söyledi&#8230; Sonra başkana istek gelmiş. Demişler ki &#8220;Doyamadık&#8230; bir akşam bütün Çatalzeytinlilere konser verir mi?&#8221; &#8220;Peki&#8221; demişti Vadoud&#8230; Kimseyi kırmak istemez benim canım kardeşim&#8230;Muhteşem Ginolu koyunda yunuslar oynaşırmış&#8230;Gökyüzüne doğru kocaman kollarını yıldızları kucaklar gibi açmış, büyükçe ağaçların oluşturduğu  Türkmen pazarını hayranlıkla gezerken kendimi Amazon ormanlarında gibi hissettim. Günümüzde mesire yeri olarak kullanılan bu yere geçmişte pazar günleri pazar kurulurmuş. Hasmını öldürmek isteyenler de buraya gelir ve amacına ulaşırmış geçmişte&#8230; Artık öyle bir ilkellik yokmuş elbette&#8230; Yemyeşil yaylalarda gezindik. Kütükten yapılmış yalak ucunda dağdan buz gibi su akıyordu&#8230; Kana kana içtik. Bir yeni gelin bize sıcak süt ikram etti&#8230; Yüzlerce yıllık ahşap ambarları hayranlıkla seyrettik&#8230; Koyunlar otluyor, ileride bir yavru ceylan koşuyor, süslü inekler nazlı nazlı yayılıyordu. Doğanın sessizliğinde ineklerin çan sesleri doğal bir müzik oluşturuyordu&#8230; Sessizce dinledik. Her birimiz fotoğraflar, videolar çektik ki bu güzellikleri döndükten sonra da bakıp yaşayalım diye&#8230; Akşam otelimize geldiğimizde odamıza su istedik. &#8220;Çeşmeden içebilirsiniz&#8221; yanıtına şaştık. Fatma &#8220;Biz şimdi içme suyu ile mi duş alacağız, ne kadar zenginiz!&#8221; diye şakalaştı. Yemyeşil ormanda pek çok meyve ağacı var. Kiraz, incir, erik, elma, armut, böğürtlen&#8230; Güzel bir ağaç görünce Başkan dayanamayıp çıkıyor bize toplayıp ikram ediyordu. Bol bol yedik&#8230; Hani türküsü de var ya Karadeniz meyvesi karayemiş&#8230; İlk kez gördüm, tattım, bayıldım&#8230;1500 Metrelik Koru yaylasında zaman zaman inceden bir sis iniyor ve geçip gidiyor&#8230; Muhteşem, romantik bir manzara&#8230; Yeşilin her tonu, yere ise rengârenk çiçekler serpilmiş gibi&#8230; Mor, sarı, pembe, mavi&#8230; Selviler, çamlar gökyüzüne dua eder gibi kollarını uzatmış&#8230; &#8220;Ne olur kıymayın, yakmayın bizi&#8221; diyor sanki&#8230; Korkuyorum bu yazdıklarımı ileride çocuklar okuyup hayal etmeye çalışacaklar diye!.. Köknar kozalağından reçel yapan bir kadın bize yararlarını anlatıyor. Nasıl çevik&#8230; Ağacın tepesine çıkıp topluyormuş&#8230; Köyün meydanındaki tarihi ahşap cami önü bayramlaşma, bayram yemeği ve toplanma yeri imiş&#8230;Sabah erkenden Ziver ve Aynur ile üçümüz uzun bir yürüyüş yaptık deniz kıyısında&#8230;Kahvaltıdan sonra kaleye gittik. Muhteşem manzaralı kale 1300 yıllarında Cenevizliler tarafından korsanlardan korunma amaçlı yapılmış. Tepeden manzara doyumsuz&#8230; Aşağıda hırçın Karadeniz dalgaları ile kıyıdaki kayaları dövüyor. Kayaların ortasında doğal bir havuz oluşmuş. Öyle keyifliyiz ki&#8230; Yabani erik ağacını görünce bir kısmımız erik toplarken diğer yarımız &#8220;erik dalı gevrektir&#8230;&#8221; türküsünü söyleyip döne döne oynuyor. Ardından &#8220;Bahçe duvarından aştım&#8230;&#8221; türküsünü geçiyoruz&#8230; Alman arkadaşımız Marion hareketli bir dans sergiliyor, biz alkış tutuyoruz&#8230;Arada bir komik anılarımızı anarak kahkahalarla gülüyoruz&#8230; Birini anlatayım mı size&#8230;Aynur Bulgaristan&#8217;da spa merkezinde bir kadınla tanışmış. Kadın bir ara nasıl becerdiyse Aynur&#8217;un telefonunu alıvermiş.Bir yıl sonra bir gün otobüs firmasından bir  telefon Aynur&#8217;a &#8220;Size bir misafir geliyor, aramamızı istedi.&#8221; diye!.. Şaşırmış ama ne yapsın, Tanrı misafiri diye Aynur bunları konuk etmiş. Ancak hanım sabahın köründe kalkıp tepsi tepsi börek, çörek yapıyormuş. İyi güzel de evde un bırakmamış,. Ha bire yenisini istiyormuş bir de!.. Bir gece 04:00&#8217;de uyandırmış Aynur&#8217;u &#8220;fırını çalıştır&#8221; diye. Sabaha kadar 5 tepsi paskalya çöreği yapmış. Kim yiyecek bu kadar şeyi demeyin, kapı kapı komşulara dağıtmış. Başka bir gün yine yün aldırmış &#8220;sana yelek öreceğim&#8221; demiş. Bu kez de yine gece uyandırmış &#8220;ölçü alacağım&#8221; diye&#8230;Sonra böyle böyle bütün komşularla samimi olmuş ve seneye şükür ki onlara gitmiş&#8230;Ahmet başkan, Sedat bey, çalışanlar çok konukseverler, hep güler yüzlüler&#8230;Bu güzellikler ta ki 10 Ağustos gecesine kadar sürdü. 11 Ağustos ünlü İranlı Türk sanatçı Vadoud Moazzen&#8217;in doğum günüydü. O hafta benim, Nahçıvan&#8217;dan Murad Nurlu&#8217;nun ve Ziver Kaplan&#8217;ın da doğum günü olunca kuzu çevirmeden tutun da balık restoranda muhteşem ses Vadoud Moazzen mini konserine kadar planlanmıştı.Kısmet olmayınca olmuyor işte!.. O gece yağan şiddetli yağmur sele dönüşmüş, sabah kalktığımızda çayın debisi epeyce yükselmiş, gürül gürül akıyordu. Halk deniz kıyısında selin getirdiği odunları topluyordu kışa hazırlık&#8230;Çalışanların söylediğine göre Abana&#8217;da çok sel olmuş, araçlar suya kapılmış. Çatalzeytin&#8217;in çayı derin olduğundan bizde risk yokmuş.Hepimiz balkonlarımızdan belgesel izler gibi suyun akışını izliyor, video çekiyorduk. Biraz sonra suyun şiddeti arttı. Önce bitişiğimizdeki futbol sahasının duvarlarından sular taşmaya, mini şelaleler gibi sahaya dolmaya başladı. Biz ona bakarken bir arkadaşımız köprünün  üstünden de taşmaya başladı diye haykırdı&#8230; Çok geçmedi büyük bir çatırdı ile koca köprünün yarısı koptu ve az sonra aynı şiddetle diğer yarısı da koptu. Sel bütün şiddeti ile kükreyen aslan gibi denize akmaya başladı konteyner, koca koca aydınlatma ve elektrik direklerini önüne kattı, kibrit çöpü gibi sürükledi. Dağdan gelen çamurlar önümüzde hırçın dalgalarla şahlanan Karadenizi doldurarak bir ada oluşturdu. Otelimizin bahçesi ile dört bir yanımızı çamur deryası kapladı. Hapis kalmıştık. Aynı anda elektrik, telefon, internet ve sular kesildi. Belediye Başkanımız Ahmet bey  şaşkın ve çaresizlik içinde dizlerine kadar çamura batmış bize ulaşmaya çalışıyordu çamur gölü bahçeden. Bizim &#8220;Gelme gelme&#8221; bağırışlarımızla geri döndü&#8230;Sonra bir iş makinesi kepçe geldi. Ona bindik, bizi kurtardılar. Belediyenin spor salonuna getirdiler. Hepimiz sucuk gibi ıslanmıştık. Her birimiz mülteciler gibi spor aletlerinin üzerine serildik. Akşama doğru &#8220;Selin önü açık, daha fazla otele dolmaz.&#8221; diyerek geri döndük. Vadoud, Ömer, Murad, Habib, Derya, Menekşe ve diğer arkadaşlar çalışanlarla birlikte dizlerine kadar çamura batmış çamuru boşaltmaya çalışıyorlardı. Öyle bir yağlı çamur ki, jilet gibi kayıyor&#8230; yürünmüyor, kolay kolay temizlenmiyor&#8230;Merdivenlere pike, havlu ne varsa serdik yukarı merdivenler çamur olmasın diye. Hepimize 5 litrelik pet şişe su dağıttılar. Karnımızı doyurduk&#8230; Güya o gece doğum günü kutlayacaktık&#8230; Hepimiz kenetlenmiş, moral bulalım diye mum ışığında fıkralar anlattık. Hat çekmiyor, şarjlar bitmek üzere&#8230; Kimse yakınlarına haber veremiyor. Bir ara adaşım Hülya hanımın telinin çektiğini öğrenince hepimiz kısa cümlelerle yakınlarımıza &#8220;iyiyiz&#8221; diyebildik. Ben eşim Hikmet&#8217;i aradığımda kızım Senem&#8217;im AFAD, jandarma her yere başvurmuş, benden haber almak için. Telefonu kapattım&#8230; O ana kadar sakin davranırken kendimi tutamadım. Karanlıkta arkadaşlarıma hissettirmemeye çalışarak onların, korku, heyecan ve çaresizliğine için için ağladım. Ertesi gün belediye bir minibüs ile bizi Kastamonu&#8217;ya ulaştırdı. Kimi arkadaşlar evine dönerken Vadoud, Fatma, ben ve Alman arkadaşları bir gece Aynur ve Ziver çifti evlerinde konuk ettiler. Sabahında Ziver bey bize Kastamonu&#8217;yu gezdirdi. Yöresel şeyler aldık&#8230; Öğleden sonra Vadoud, Fatma ve ben Ankara&#8217;ya gittik. İki gün boyunca Anıtkabir, Kuğulu Park ve kimi yerleri bir güzel gezdik&#8230;Anıtkabir&#8217;de gözlerim doldu, gözyaşlarım akmasın diye hep tavana baktım&#8230; Aslanlı yolda aslan heykellerinin üstüne 3 çocuğu ile ata biner gibi binmiş poz veren adamın kafasına öfkemden terlik fırlatmak geçti içimden&#8230;Atatürk hayranı İranlı Fatma&#8217;mın temiz yüreğinden geçenler programda olmadığı halde kısmet olmuştu. Demek yürekten isteyince gerçekten oluyormuş&#8230;Allah memleketimin hiç bir köşesine artık ne sel, ne yangın ne de deprem vermesin&#8230;Ne hayal ettik, nelerle karşılaştık&#8230; Kısmetten öte geçilmiyormuş demek ki!.. On beş gün önceden ince ince düşünüp hazırladığım sergi ve diğer geziler için hazırladığım giysilerimi, ona uygun takılarımı bir bir geri bavuluma yerleştirdim.Biz şanslıyız&#8230; Allah sağlık versin, bir daha geliriz&#8230; Yeter ki yaralar sarılsın&#8230; Giden canlar geri gelmez elbet ama hiç olmazsa diğer kayıplar tez onarılsın&#8230; Ve bir daha yaşanmaması için gerekli önlemler alınıp, uygun yapılaşma yapılsın&#8230;Bizim gördüğümüz Çatalzeytin&#8217;den daha da güzel olsun&#8230; herkes gidip o güzelliği yaşasın.. Kaynak: Önce tatlı, sonra acı: Kastamonu Çatalzeytin&#8230; &#8211; Hülya SEZGİN</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-large wp-image-24669" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2021/08/2-2.jpg" alt="" width="960" height="730" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-large wp-image-24670" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2021/08/3-3-498x1024.jpg" alt="" width="498" height="1024" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-large wp-image-24671" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2021/08/4-2-498x1024.jpg" alt="" width="498" height="1024" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-large wp-image-24672" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2021/08/1-3.jpg" alt="" width="960" height="595" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-large wp-image-24630" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2021/08/Murat-ozun-1024x723.jpg" alt="" width="1024" height="723" /></p>The post <a href="https://urlacantvradyo.com.tr/once-tatli-sonra-aci-kastamonu-catalzeytin/">Önce tatlı, sonra acı: Kastamonu Çatalzeytin…</a> first appeared on <a href="https://urlacantvradyo.com.tr">Urla Can Tv Radyo</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">24667</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hüşü&#8217;nün civcivleri</title>
		<link>https://urlacantvradyo.com.tr/husunun-civcivleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hülya sezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Jul 2021 09:51:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://urlacantvradyo.com.tr/?p=22896</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hülya Sezgin Yazdı...<br />
Ressam</p>
The post <a href="https://urlacantvradyo.com.tr/husunun-civcivleri/">Hüşü’nün civcivleri</a> first appeared on <a href="https://urlacantvradyo.com.tr">Urla Can Tv Radyo</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Çocukluğu ana yurdudur&#8221; demişler insanın&#8230; Bu lafı canlı yaşayan biriyim ben de&#8230; Yıllardır resim yapıyorum ya aşkla&#8230; Şevkle&#8230; Çalışmalarımı görenler bilirler. Genelde geçmişimizi, Anadolu yaşantımızı, eski evlerimizi, artık yok olmaya başlayan kültürümüzü konu ediyorum. Yani eski bizi bize resimlerimle anlatıyorum. İstiyorum ki gelecek kuşak çocuklarımıza, torunlarımıza armağan olsun&#8230; Eskiden nasıldı yaşam&#8230; Ne güzellikler olurdu, nasıl yaşardık görsünler, bilsinler. Unutulmasın&#8230; Doğal yaşamı gördüklerinde belki özenirler de geçmişlerine sahip çıkarlar diye umuyorum&#8230; Böyle konusu olan bir resme başlarken uzun uzun düşünüyorum. Çocukluğum, evlerimiz, yaz tatillerinde gittiğimiz kirazları ile ünlü Çankırı&#8217;nın Eldivan&#8217;ı&#8230; Mümin ağabeyimin düveni sürerken beni üstüne bindirip &#8220;Haydi bir türkü söyle bakalım sarı kız&#8221; demesiyle sanki heyecanla bu sözü bekler gibi hemen &#8220;Hastane öönündeee iiincir ağaacıııı&#8221; diye yanık yanık söylemem&#8230; Henüz ilkokula gidiyorum&#8230; Ne acı gördüysem artık!..O zamanlar İzmir&#8217;de Halil Rıfat Paşa caddesinde avlulu tek katlı bir evde oturuyoruz. Dördüncü sınıftan beşe geçip de karnemi getirince babam beş lira vererek beni ödüllendirmişti. Bakkala koşup şeker veya başka bir şey almak yerine, pazara koşup iki civciv almıştım. Sarı mı sarı&#8230; şeker mi şeker&#8230; Kutuya koydum. Her gün yemini suyunu veriyorum. Cik cik cik&#8230; Dedikçe onlar, mest oluyorum. Büyümeye başladılar. Kutuya sığacak gibi değiller. Rahmetli babam baktı olmayacak, pazardan beş civciv daha aldı geldi. Evimizin arkasında da diğer evle aramızda iki metreye on metre uzunluğunda bir boş alan var. Dip tarafına bir kümes yaptı. Hepsini oraya koyduk. Artık civcivlerimiz var ve tüm bakım sorumluluğu da bana ait. Küçücük çelimsiz bir kızım ama onların bakımını asla ihmal etmiyorum. Her gün orayı yıkıyor, yemini suyunu veriyorum. Çocuklarımıza her şeyi hazır sunmak, sorumluluk vermemek bence onlara yaptığımız en büyük kötülük!..Derken büyüdüler biri yakışıklı mı yakışıklı bir horozum ve her gün yumurtlayan altı tavuğum var artık. Horoz da horoz ama&#8230; Sanırsın dokuz köyün ağası&#8230; Öyle kabara kabara geziyor, Denizli horozu gibi ötüyor. Arada bir yumurta almaya gittiğimde tavuklarını kıskanıp bana bile efeleniyor&#8230;Neyse&#8230; Yine daldım anılara&#8230; Efendim konumuza dönelim. Bu anılardan yola çıkarak resmimin kompozisyonunu oluşturmaya başlıyorum. Bu kez de öyle oldu&#8230; O günlerden yola çıkarak bir ev yapmak istedim. Duvarının köşesine kışlık odunlarının yığılı olduğu bahçesindeki asmanın gölgesine kıtık yastıklı bir divan kondurdum. Ki orada koşuşturmaları arasında yorulan anne otursun, soluklansın&#8230; Arada bir komşularını çağırıp, keyifli sohbetle çaylarını yudumlasınlar&#8230; Annemiz tavukları da yemlesin&#8230; Yakışıklı horozumuz gözdesi tavukla birlikte haremine sahip çıksın, korusun kollasın onları yemlerini yerken&#8230; Onlardan önce koşup yemesin&#8230; Bir baba gibi&#8230; Evin erkeği gibi gözetsin&#8230; Mevsim sonbahar gibi&#8230; Asmanın yaprakları sarıya, kırmızıya çalarken annemiz sırtına kendi ördüğü yün yeleğini geçirmiş olsun&#8230; İçine de artan yünlerden şerit şerit ördüğü kazağını giyiversin&#8230; Ne de olsa hava serinlemiş&#8230; Üşütmesin&#8230; İş yaparken dağılmasın, yemeğin-hamurun içine düşmesin diye beyaz tülbendi ile saçlarını örtmüş olsun&#8230; Böyle düşüne düşüne resmimi yapıyorum&#8230; Dert, tasa, oram ağrıyor, buram sızlıyor demiyorum&#8230; Kimin başına ne gelmiş, kim kiminle ne yapmış bana ne&#8230; İlgilenmiyorum&#8230; Yardımım dokunacaksa o başka!.. Hele bir de değecek biri ise hemen bir abla, ana oluyorum&#8230; Yoksa bana ne!..İşte böyle&#8230; Haaa neden mi &#8220;Hüşü&#8217;nün civcivleri &#8221; dedim. Yıllar önce elimizde büyüyen sevdiğim komşularımın kızı Elif&#8217;im de civcivler almış, böyle anısı olmuştu ve bana &#8220;Hüşü&#8217;m&#8221; diyordu&#8230; Oradan aklıma geldi&#8230;</p>
<p>Kaynak: Hüşü&#8217;nün civcivleri&#8230; &#8211; Hülya SEZGİN</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-large wp-image-22897" src="#" data-src="https://urlacantvradyo.com.tr/wp-content/uploads/2021/07/husunun-civcivleri-817x1024.jpg" alt="" width="817" height="1024" /></p>The post <a href="https://urlacantvradyo.com.tr/husunun-civcivleri/">Hüşü’nün civcivleri</a> first appeared on <a href="https://urlacantvradyo.com.tr">Urla Can Tv Radyo</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">22896</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kurşun gibi ağır!</title>
		<link>https://urlacantvradyo.com.tr/kursun-gibi-agir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hülya sezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jul 2021 09:07:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://urlacantvradyo.com.tr/?p=22325</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hülya Sezgin Yazdı...</p>
The post <a href="https://urlacantvradyo.com.tr/kursun-gibi-agir/">Kurşun gibi ağır!</a> first appeared on <a href="https://urlacantvradyo.com.tr">Urla Can Tv Radyo</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mordoğan&#8217;da yazlıktayım. Her gün sevgili komşum Demet ile yürüyüş yapıyoruz, denize giriyoruz. Sözümüz, sohbetimiz bitmiyor maşallah. Pek çok ortak konumuz var. Birini anlatırken öteki geliyor aklıma, hemen ona başlıyorum. Kimi konularda kahkahalarla gülerken kimi konularda ise hüzünleniyoruz.</p>
<p>Geçen gün yine bir ara öyle oldu. &#8220;Ayvalık&#8217;a kadar gelmiş müsilaj&#8221; deyiverdi. Aniden yüreğim &#8220;hop&#8221; dedi!.. İçim sızladı, ürperdim, korktum. Öyle ya&#8230; Şu sağımızda, solumuzda balıklarla birlikte yüzdüğümüz pırıl pırıl muhteşem deniz balçık salyalarla kaplanacak! Düşünmek bile korkunç… Dilerim bir an önce temizlenir. Daha doğrusu nedenleri ortadan kaldırılır!..</p>
<p>Bu arada yalnız musilaj mı?</p>
<p>Mavi vatan denizlerimize pek de farkında olmadan ettiğimiz kötülüklerden daha neler var, neler!..</p>
<p>Öncelikle denizin kıyısında muhteşem manzaraya karşı keyifle çekirdeğini yiyip kabuğunu oracığa bırakanlar, sigara içip izmaritini kuma saplayanlar&#8230; Pet şişesini, cipsinin poşetini atanlar&#8230; Ne diyeceğimi bilemiyorum artık onlara&#8230; Sonra da pis bulunca en çok onlar şikâyet ederler&#8230; Suçu kendilerinde aramazlar&#8230;</p>
<p>Hani laf lafı açar derler ya&#8230; Düşünce de düşünceyi getiriyor bende. Çocukluğum geldi aklıma&#8230;</p>
<p>Rahmetli babam balık avı hastasıydı. Rize&#8217;deydik o yıllar. Babam bankada çalışıyor&#8230; Ben yedi sekiz yaşlarındayım. Sabah uyanıp mutfağa koştuğumda tezgâhın üstünde dev gibi balıkları görür çok sevinirdim. Yok, çocuk olduğumdan değil, gerçekten kolum gibi iri balıklardı. Lüfer, kefal hatta günümüzde pek çok kişinin görüp tatmadığı, artık yok olmaya başlayan tepsi gibi kalkan balığı bile olurdu zaman zaman&#8230;</p>
<p>Bankadan çıkar çıkmaz acele ile eve gelir, akşam yemeğini yer, ekmek ve yemleme için mandıradan aldığı korkmuş çökelek ile oltasını kaptığı gibi, sanki kaçıyor gibi doğru denize koşardı. Gece geç saatlere kadar avlanır, sonra sessizce eve gelir yatardı. Sabah biz kalkınca da bu manzara ile karşılaşırdık&#8230;</p>
<p>Bir sabah yine annem tezgâhta gördüğü kocaman lüferi hemen temizleyip dolaba koymak istemiş. Bıçağı kafasına sürünce koluna yediği şiddetli bir kuyruk darbesi ile bıçağı da balığı da fırlattığı gibi içeri kaçmış, korkudan bir süre mutfağa girememişti. Balığa acımış ama anneme çok gülmüştük&#8230;</p>
<p>Balık tutmak keyifli, ancak nesline zarar vermeden,  küçük gelirse geri suya bırakmak şartı ile&#8230; Ancak o oltanın ucundaki kurşun var ya, hani ağırlık için bağlanan. İşte hiç aklımıza gelmiyor ama o bir zehir. Doğaya,  insan sağlığına zararlı. Olta taşa takılıp kopunca kurşun denizde kalıyor ve oradan zehir saçmayı sürdürüyor. Kurşun  bilişsel gelişmeyi bozabilmekte, öğrenme ve davranış sorunlarına yol açabilmekteymiş. Kurşun zehirlemesi şiddetli karın ağrısı, kusma, ishal, koma ve kasılmalarla kendini gösteriyormuş.</p>
<p>Cıva, arsenik, alüminyum, kadmiyum gibi ağır metaller vücuda besinlerle, içme sularıyla ve hava yoluyla buhar olarak girip yumuşak dokularda birikerek uzun yıllar kalırmış&#8230; Anneden çocuğa da geçebilir, çeşitli organ hasarları oluşturur, böbrekte birikir, zehirlenme ve hatta ölüme dahi neden olabilirmiş.</p>
<p>Araştırma yaptığımda yüz elli iş kolunda kullanıldığını görünce dehşete düştüm. Boya sanayiinde, cami kubbelerinde kullanılıyor, metal kahve değirmeninin içi bile kurşundan yapılıyormuş&#8230;</p>
<p>Biliyor musunuz en çok da solunum yolu ile alıyormuşuz.</p>
<p>Bu öyle bir hal almış ki iş kolu bile oluşmuş İstanbul&#8217;da.  Pek çok tekne artık Boğaz&#8217;da balık tutma ile uğraşmıyor, bu işi yapıyor, dalarak kurşun topluyormuş. Dört tekne günde seksen kg. kurşun çıkartıyormuş. Bütün tekneleri kabaca hesaplayınca bir buçuk ton civarı olduğunu söylüyorlar.</p>
<p>Bu yolla denizde kalan kurşun nedeni ile balıklar zehirleniyor, onları yiyen insan da zehirleniyor. İşte o yüzden derler ki dipte yüzen balıkları yemeyin&#8230;</p>
<p>Egzoz gazları da kurşun içerdiğinden yol kenarında biten otları asla toplayıp yemeyin diye de söylerler&#8230;</p>
<p>Balıkçılar parladığı için kullanıyorlarmış ama onun yerini tutacak elbet bir şey bulunur. Demir olsa zamanla çürür, kurşun çürümüyor da&#8230;</p>
<p>Avrupa&#8217;da bilinçli tüketici gerek bijuteri, gerek başka bir şeyi  &#8220;Kurşun içerir mi?&#8221; diye sormadan almıyormuş. Zaten kullanımı da yasakmış&#8230; Bizde pek çok yerde kullanılıyor. Sağlığımızı tehdit eden bu zehirli metalin kullanılması acilen yasaklanmalı&#8230; Kullanım alanlarına düzenleme getirilmeli&#8230;</p>
<p>Kurşun gibi ağır tehlikenin büyüklüğünü görebiliyor musunuz?</p>The post <a href="https://urlacantvradyo.com.tr/kursun-gibi-agir/">Kurşun gibi ağır!</a> first appeared on <a href="https://urlacantvradyo.com.tr">Urla Can Tv Radyo</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">22325</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hüzünlü bir aşk hikayesi</title>
		<link>https://urlacantvradyo.com.tr/huzunlu-bir-ask-hikayesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hülya sezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Jun 2021 15:23:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://urlacantvradyo.com.tr/?p=21763</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hülya Sezgin Yazdı...</p>
The post <a href="https://urlacantvradyo.com.tr/huzunlu-bir-ask-hikayesi/">Hüzünlü bir aşk hikayesi</a> first appeared on <a href="https://urlacantvradyo.com.tr">Urla Can Tv Radyo</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Öyle arkadaşlarımız vardır ki aradan yıllar geçse bile bir araya geldiğimizde daha dün ayrılmışız gibi bıraktığımız yerden tatlı tatlı sohbetimizi sürdürürken; Yine öyle arkadaşlarımız da var ki bir araya geldiğimizde konuşacak şey bulamayız&#8230; Sohbete değer ortak konularımız kalmamıştır, değişmişizdir artık&#8230; Zaman içinde hiç kimse aynı kalmıyor. Kimi kendini yetiştirip, geliştirerek derya-deniz olurken, kimisi de günlük işler içinde koşuşturma ile yalnız anı yaşamış, bir adım bile ileri gitmemiştir&#8230; Yıllar sonra bir araya geldiğimizde artık konuşacak ortak bir konumuzun kalmadığını görüp üzüldüğüm arkadaşlarım olmuştur. Nereden mi geldi bunlar aklıma? Anlatayım&#8230; Geçenlerde bir TV kanalında tesadüfen bir programa denk geldim. Programa başvuranlar bir takım nedenlerle uzak kaldığı ve iletişiminin koptuğu sevdiklerine kavuşmak için yardım istiyorlardı. &#8220;Bir şans daha&#8221; gibi bir şeydi programın adı. Gördüğüm bölümde on yedi yaşındayken âşık olduğu lise arkadaşını arıyordu altmışlı yaşlarındaki Müjdat Bey.  Aradan onca yıl geçmiş&#8230; Evlenmiş, çocuk ve torun sahibi olmuş&#8230; Eşinden ayrılmış&#8230; Torunu henüz 14 yaşındayken kızıyla damadı bir trafik kazasında ölünce dede torun bir başlarına kalmışlar. O torununa bağlanmış, torunu da ona sımsıkı sarılmış&#8230; Dert ortağı, arkadaş olmuşlar ve bir gün dede torununa lise aşkı Adile&#8217;yi anlatmış&#8230; Çok sevmişler birbirlerini ve lise biter bitmez evlenmeye niyet etmişler. Ancak delikanlının babasının maddi durumu iyi olmadığı için &#8220;Ben biraz gemilerde çalışayım, para biriktireyim, sonra seni isteyeyim&#8221; demiş. Gitmiş altı ay gelmemiş. Altı  ay sonra geldiğinde annesi demiş ki &#8220;Adile&#8217;nin bu akşam düğünü var, istersen birlikte gidelim. “Beyninden vurulmuşa dönmüş. Kırgın, aynı gün yeniden gemiye dönmüş ve iki yıl daha dönmemiş&#8230; Kıza gelince&#8230; Babası kendi akrabasından bir delikanlı ile evlendirmek istediğinde Adile konudan söz etmeye çalışsa da babasına anlatamamış. Baba hele bir de denizci olduğunu öğrenince &#8220;olmaz&#8221; demiş, dayatmış. Geçmişte bir söz vardı.  Derlerdi ki &#8220;Gemicinin parası bol, karısı dul&#8230; Her limanda bir sevgilisi olur. “Böyle olunca da baba kızını dinlememiş. Delikanlı da ortada yokmuş zaten ve kız çaresiz evlenmiş&#8230; Müjdat gemilerde çok iyi bir aşçı olmuş. Öyle ki hani &#8220;şefin önerisi&#8221; derler ya Adile&#8217;nin adının tersten okunuşunu ad olarak verdiği özel yemekler yapmış. Yemeğin bir tarafında tatlı sos, bir tarafında ise ekşi sos varmış. Tatlı sos sevgili oldukları günleri -aşkı, ekşi sos ise sonrasını anlatıyormuş. Ayrıca torunu serpil adına da bir yemek yapmış. &#8220;Romantik dede&#8221; koymuş adını Serpil&#8217;in ve sonra torununa açıklamış işin sırrını. Meğer Adile&#8217;nin ikinci adı Serpil&#8217;miş. On dokuz yaşında üniversite öğrencisi Serpil bu aşkı ve sırrı öğrendikten sonra dedesinden gizli programa başvurmuş&#8230; Neyse çok uzatmayayım yapımcılar Adile hanımı buldular. Programcı hanım olayı anlattığında gözyaşlarını tutamadı Adile&#8230; Ağladı, ağladı&#8230; Eşi ölmüş, o da dul&#8230; Çocukları evlenmiş, yalnız yaşıyor&#8230; Ooh miss&#8230; Süper&#8230; Yani ikisi de çöpsüz üzüm. Buluşmaya razı ettiler onu da&#8230; Bu arada Müjdat zengin olmuş, lüks bir lokanta sahibi, son derece modern giyimli, kulağı küpeli, arkaya tarayıp bağladığı ağarmış saçları uzun&#8230; Entelektüel görünümlü&#8230; Eh yakışıklı da sayılır hani yaşına göre&#8230; Müjdat’ın lokantasında buluşacaklar. Müjdat masaya dirseklerini dayamış, dizlerini titretip duruyor heyecandan&#8230; Saçlarını yaptırmış, en güzel elbisesinin altına şık çizmelerini çekmiş, aynı renk çantasını koluna takmış Adile ise programın minibüsünde heyecandan nerede ise bayılacak&#8230; Müjdat masada sırtı dönük otururken Adile&#8217;nin titreyen bacaklarına engel olmak için Serpil ile yapımcı kadın koluna girerek lokantanın kapısına kadar getirdiler, sonra bıraktılar. Adile yavaş yavaş Müjdat&#8217;ın oturduğu masaya gitti yanaştı karşı karşıya geldiler. Müjdat elleri çenesinde kafasını kaldırdı Adile&#8217;ye baktı baktı baktı&#8230; Bakıştılar&#8230; İkisinde de bir hüzün vardı. Sonra Adile sandalyeyi çekti oturdu, karşılıklı bakıştılar&#8230; Sonra mı ne oldu, bilmiyorum&#8230; Araya reklam girdi, ben de kapattım televizyonu. Sonra düşündüm ne oldu diye&#8230;  Bence mutlu son olmadı&#8230; Nereden mi anladım. Müjdat Bey kendine bakmış, hâlâ geçerli akçe iken, Adile hanım aynı kalmamış. Şişmanlamış, düz taranmış hafif dalgalı saçları tombul yanaklarının yanına dökülmüş.  Altın gününe giden klasik babaanne görünümündeki kadını hayalindeki Adile&#8217;ye hiç benzetemeyen ve o yüzden şaşkınlığını üzerinden atamayan Müjdat Bey  Adile&#8217;nin sandalyesini bile çekmemişti. Ne olursa olsun elli yıl aşkla sevdiği, her dakika düşündüğü Adile&#8217;yi gördüğünde geçmişin hatırına, dizleri heyecandan titrese bile kalkıp sandalyesini çekmeli ona bir &#8220;hoş geldin&#8221; demeli, onun oturmasına yardımcı olmalıydı. Bu inceliği göstermeliydi ona&#8230; Gösteremedi&#8230; Çünkü onlar artık iki yabancıydı&#8230; Kaynak: Hüzünlü bir aşk hikâyesi&#8230;</p>
<p>&#8211; Hülya SEZGİN</p>The post <a href="https://urlacantvradyo.com.tr/huzunlu-bir-ask-hikayesi/">Hüzünlü bir aşk hikayesi</a> first appeared on <a href="https://urlacantvradyo.com.tr">Urla Can Tv Radyo</a>.]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">21763</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
